top of page

Adres: Haşimişcan Mahallesi, Tınaztepe Cd. No:1, 07100 Muratpaşa/Antalya, Türkiye

(Işıklar Caddesi Öğretmenevi)

Yaşam Koçu Ying Yang mutluluk

  ÜMİT YAŞAM KOÇLUĞU 40 TEMEL MADDE KİTABI

1 - Elinizde olanların ve avantajlarınızın listesini yapın ve şükredin, henüz hayattasınız, sağlıklısınız ve özgürsünüz, bu şansa sahip olmayanlara (Sokakta, hapiste, engelli, hasta veya hastanede yatalak vs.) kıyasla ne kadar şanslı olduğunuzu düşünün.

 

 

 

2 - Çözüm dışarıda değil kendi içinizdedir. Çareyi dışarıda dünyeviyatta aradıkça çözmeniz gereken düğümler artar, iç sorunların çözülmesi, dış sorunları da otomatik olarak çözer. Yatırımlarınızı bu kadar istikrarsız bir dünyaya değil, kendi kişisel gelişiminize yapın, o zaman dünyadaki yatırımınız zaten kendi oluşur. Sorunların en başta oluşmaması, oluştuysa da çözülmesi için her şeyi tam şimdide, merkezinizde kalarak, uyanık, bilinçli ve psişik algılarınızı tam açarak yapın. Geniş bir bakış açısı korku, öfke ve üzüntünün tek gerçek ilacıdır.

 

 

 

3 - Beyniniz ve yüzünüzden başlayıp tüm iç organlarınıza dek gevşeyin, onların yerine oturduğunu hayal edin. Buna karşın bedeninizi dik ve zarif bir duruşa ve yürüyüşe alıştırın. Özgüven ve kişisel imaj için bu şarttır. Nefes alış verişlerinizi göbeğe doğru derinleştirin. Hiçbir şey imajınıza kararsız, kambur bir görünüm kadar zarar veremez. Kararlı bir duruşunuz olduğuna önce kendinizi ikna etmeden başka hiç kimseyi edemezsiniz. Bunun için de içinizden gelmeyen, vicdan azabı çekeceğiniz işi yapmayın ve yapıyorsanız vicdan azabı çekmeyin.

 

 

 

4 –İçinizdeki korkuyu, öfkeyi ve üzüntüyü kabullenmek sizi bunların gereksiz olanlarından arındırır. Ölümün bile bir felaket olmadığını kavrayabilen birey gereksiz korkular ve kaygılar yaşamaz. Ölüm başladığınız yere geri dönmekten başka nedir ki? Sonunda mecburen varacağımız yer orası değil mi?

 

 

 

5 – Daima önce iç vicdan sesiniz ve dürüstlük, çünkü gerçek başarı şanstan doğar, şans mutluluktan, mutluluk dürüstlükten, dürüstlük ise iç sesinizden. Başarısızlıktan korkmayın, geçmişteki başarılarınızı hatırlayın, bir kez olduysa bir daha neden olmasın?

 

 

 

6 - Şanssız, sağlıksız, desteksiz, yalnız, parasız ve hassas biriyseniz diğer insanlar kadar özgür davranma ve onlar gibi çılgın kararlar alma hakkınız yoktur. Bu durumdaysanız başkalarıyla rekabet şansınız da yoktur, daha fazlasını kaybedersiniz. Eksik ve zayıf yönlerinizi kabullenmeden güçlenme yoluna çıkamazsınız. Siz ortalamadan daha zekasız, çirkin, güçsüz, beceriksiz, tembel, eğitimsiz veya korkak biri olabilirsiniz, böyle olan tek kişi değilsiniz ve ancak buna uygun bir hayat kurarsanız mutluluk gelecek. Bu kavramların göreceli olduğu doğrudur ama mesela okuldaki bir çocuğun akranları arasında bu özelliklerden biri yüzünden alay konusu olması, ya da eş seçerken, işe alım yapılırken diğerleriyle kıyaslandığımız da doğrudur. Size söylenenlerden önce toplumdan gördüğünüz genel muameleye, ondan da önce kendi hislerinize bakarak kendinizi değerlendirin. Kendinizi başkalarıyla kıyaslayın demiyorum, kötü durumunuza üzülün hiç demiyorum, yarışmanız gereken tek kişi kendinizsiniz ama iç huzur için o işi neden başaramadığınızı bilmeniz gerekir. Bulunduğunuz durumu anlayıp kabullendiğinizde daha iyi olana kapılar açılacak. Daha yüksek seviyelere sizi taşıyacak olan evrensel enerjiden ne istediğiniz ve nasıl istediğinizdir. Dünyevi çabayla yapabileceğiniz şey çok azdır.

 

 

 

7 - Yavaşlayın, sonsuz evrende ne kadar hızlı olursanız olun ulaşabileceğiniz bir son yoktur. Nereye varırsanız varın üstün olanın üstü olacaktır. Oysa yavaşlıkta mutluluk vardır. Doğaya bir bakın, o ancak milyonlarca yılda evrim geçiriyor ama gayet huzurlu ve mutlu. Küçük mutlu anları hissettiğiniz an orada kalıp onun tadını çıkarın, bu an sizin hayattaki en güzel anınız olabilir. Doğanın garantileri ve standartları yoktur, yarın savaş çıkmayacağını, göktaşı düşmeyeceğini, deprem olmayacağını yani her şeyin artık hep daha kötüye gitmeyeceğini bilemezsiniz. Kim bilir bu zamanlar sizin ya da dünyanın altın çağıdır ve artık gerileme zamanı yaklaşıyordur. Yaşlanıp hayatı kaçırmaktan korkmayın, ölüm yaşla ilgili değildir, sonuçta genç biri de başına bir kaza gelerek ölmeye sizle eşit mesafede. Birey meditasyonda derinleştikçe yaşlanmak düşüş değil aksine zirveye yükselmektir.

 

 

 

8 - Hiçlik noktasında durmadıkça varlığın değeri görülemez, hayata en dipten, sıfır noktasından baktığınızda en küçük fazlalık bile kar görünür. Ancak siz merkezinize ilerledikçe en sade olan bile gözünüze bir zenginlik olarak gözükmeye başlar. Dış dünyasallığa ilerlerseniz, fazla yüksekten uçarsanız en büyük zenginlikler bile aşağılık ve boş gözükür. Bunun için de hayata dünya tarafından değil ölüm tarafından bakın. Egonuz ne kadar büyük olursa hayatınıza o kadar çok tatminsizlik, pişmanlık, utanç ve vicdan azabı dolar. Gerçekte bir hiç olduğunuzu kabul edip tevazuya geçebilmek, kendinizi yani dünyeviyatı yenebilmenin en zor aşamasıdır. En iyi teknik, beden ve dünya ikilisini birbiri karşısında değersiz görmektir. Dünya’yı bir hapis hayatı olarak görürseniz özgürlük hissedersiniz, zor bir görev olarak görürseniz tatil keyfi hissedersiniz. Zihniniz neye odaklanırsa ruhunuz bunun tam tersini hisseder. Özel, seçkin, yetenekli ve muktedir hessetmeye çalışmak mutlu olmanın en kötü yoludur çünkü mutluluğunuzu dünyeviyata bağlarsanız o çöktüğünde siz de çökersiniz, ki sonunda daima çöker. Hayat sadece eğer onu hiç bir şeye mecbur olmadığınız, sonucu fark etmez bir oyun olarak görmeyi başarır ve evrensel enerjiden istemeyi bilirseniz size mucize kapılarını açar.

 

 

 

9 - Hiçliğe ulaşmak, aydınlanmanın, yani sonsuz mutluluğa ulaşmanın tek yoludur, kişisel gelişimin ulaşması gereken son noktadır. Bunu başardığınızda hayatınızdaki mahrum kalışlar, boşluk ve hiçlik durumları hüzün nedeni olarak değil, huzur fırsatı olarak görünmeye başlar. Boş ve yalnız olmak israf edilen zaman değil, hayatın zorunlu bir parçasıdır, fakat aydınlanma yoluna çıkana aynı zamanda bir keyiftir. Zamanın tümünü verimli değerlendirme fikrinden vazgeçin, tam aksine hayatınız size mümkün oldukça boş kalarak gerçeğe erişebilmeniz için verildi, hayattaki her faaliyet faaliyetsizliğe ulaşma amaçlıdır. Kadim öğretilerde hiçbir şey yapmamak öğütlenirken, bırakın tek bir işi takip etmeyi, aynı anda birden fazla iş görmeye çalışan birey nasıl mutlu olabilir? Yalnızlık ve işsizlik başlarda derin bir manasızlık krizine sebep olur ama eğer bunu başka bir bağlılıkla doldurmak yerine o acıyla yüzleşir ve vazgeçerseniz merkezinize düşersiniz, yani ödül olarak kendi özünüzü ve gerçek mutluluğu bulursunuz. Artık sosyalleşmeye bir «ihtiyaç» gözüyle bakmazsınız. Yalnızlık da, başkalarıyla birliktelik de, meşguliyet de, tembellik de farklı keyifler haline gelir.

 

 

 

10 – İnsanların on yaşında bile ölebildiği bir dünyada Tanrı'nın size fazladan ikramı olan bu yaşamı bir çeşit size özel zor bir görev, bir başarı fırsatı, ölünce gideceğiniz yeriyse gerçek eviniz ve dinlenme gibi görün. Bu görevi başarmanın talimatları sadece iç sesinizde gizlidir. Bunun dışında yani gerçekten istemedikçe ne kendinizi zorlayın, ne çevrenizdeki koşulları zorlayın, ne başkasının sizi zorlamasına izin verin, ne de başkalarını kendisini zorlamaya zorlayın. İstemeden yaptığınız her şeyde bir hayırsızlık, başınıza gelen her şeyde bir hayır vardır. Dünya sadece savaşla ve mücadeleyle mucizelerin elde edilebileceği basit bir yer olsaydı, şu an bu durumda olmazdınız. Stres yapmak durumu daha da kötüleştirmekten başka neye yaradı? Oysa düşünmezseniz aklınıza gelir, sorulardan vazgeçtiğinizde cevap belirir, beklemezseniz hediye gelir, sabit kalmaktan korkmadığınızda değişim olur ve yenilgiye rağmen gülebiliyorsanız zafer olur. Normalde hareketli olup gerekirse durmayın, normalde hareketsiz durun ve gerekirse harekete geçin. Motivasyon sebebiniz içinizde heyecan duymanız veya aksine buna mecbur kalmanız olmalı, başkalarını örnek almanız, kıskanmanız ya da modaya uymanız değil. Bilinenin aksine ne kadar geç harekete geçerseniz o kadar karlı çıkarsınız. Zen üstatlarına göre bir insan hiçbir şey yapmadan yerinde ne kadar uzun süre hareketsiz ve sessiz oturabiliyorsa o derece aydınlanmaya yaklaşır. Kimileri bir spor egzersizine ya da bir mesleğe başlarken zorluk çekilmesi gerektiğine, ruh eşini bulamadığı halde evlenerek eşini zamanla değiştirip aşık olabileceğine, nefret ettiği eğitiminin onu en sonunda iyi bir kariyere taşıyacağına, nefret ettiği kariyerinin sonunda mutlu bir emeklilik yaşayacağına, kendini belli bir disipline alıştırmanın sonunda ödüller geleceğine inanır ve yanılır. Acı gerçek şu ki bedeniniz ve ruhunuz onlara ettiğiniz eziyetin intikamını almak için hırsla dolu zihninizin güçten düşmesini bekliyor sadece, intikamını yıllar süren bir depresyon ve vücut hastalıklarıyla alacak. Ortaokul hocanız ve askeriyedeki komutanınızın yaptığı gibi sizi hep daha fazlasını başarmanız için teşvik etmekten başka hiçbir şey yapmayan terapistleri ve kişisel gelişim kitaplarını dinleyebilirsiniz tabi, aktivite ile mutluluk elde edilebilir ama bu gerçekten kalbinizden gelen bir şeyse, hergün kendinizi zorluyorsanız sakatlığa gider. Hızla yükselmek istiyorsanız dünyadaki en sevdiğiniz işi yaptığınıza emin olmalısınız. İçinizde bu ateş varsa hiç durmayın, sonuna kadar gidin! Ama maalesef insanların %99’u sadece maddi çıkarlarla motive olarak harekete geçer ve sonu hezimettir. Evet maddi çıkar takip ederek de başarıya ulaşabilirsiniz ama göreceksiniz ki bu başarı pamuk ipliğine bağlı, güçsüz, geçici, sizin zorlamanızla ayakta kalıyor ve hepsinden kötüsü gerçek istediğiniz bu değildi. Oysa vücut istekliyse spor kendi gelir, yapınızda varsa o meslek zaten günlük hayatınızdan bir hobi olarak kendi doğar ve aşk tesadüfleri sever. Dahası hırs, hedefe odaklılık, risk alma, savaşçılık çok çalışma, ısrar, asla pes etmeme gibi nitelikler ancak psikolojik ve fiziksel olarak çok sağlamsanız, zekiyseniz ve şanslıysanız işe yarar, bu 3 kavram da hayatınıza sadece ve sadece çekim yasasını doğru kullanırsanız gelir.

11 - Kendi içinize dönün ve sessizleşin, hayatınızı sadeleştirin, basitleştirin ve az konuşun, bu sizi çatışma ve kavga ortamından uzaklaştırır. İnsanlara, hatta hayvanlara isteğinizi veya bir duygunuzu beyin dalgalarıyla telepatik olarak konuşmadan aktarmak, uzaktan hissettirerek hatırlatmak mümkündür ve gerçekten çok işe yarar. Konuşmanız gerekiyorsa da "Sen diliyle" değil, "Ben diliyle" konuşun. Çoğu zaman yaşadığımız gerginliğin sebebi karşı taraf değil kendi kötü ruh halimizdir. Kötü ruh halinin de sebebi genelde fiziksel ihtiyaçların yetersiz karşılanması ve kötü alışkanlıklardır. (depresyonda olup yazılan ilaçları ve doktor tavsiyesini takip etmemek, depresyonda psikiyatri kliniğiyle yetinmek, iç hastalıkları ve endokrinoloji kliniğinde de çare aramamak, kandaki TSH yüksekliğini tedavi ettirmemek, genetik olarak serotonin düşüklüğü ve yavaş metabolizmaya sahip olmak fakat bu açığı kapatacak vitamin, mineral, omega yağ asiti, aminoasit, serotonin, dopamin ve noradrenalin destekleri almamak, yetersiz veya aşırı uyku, yetersiz veya aşırı yıkanmak, yetersiz veya aşırı hareketlilik, az veya aşırı çalışmak, az veya çok yemek, aşırı yalnızlıkla veya aşırı kalabalıkta yaşamak, aşırı programlılık veya tersine aşırı maceracılık, kötü çalışma-barınma-sosyal çevre koşulları, mevsiminden ince veya fazla giyinmek sonucu gizli soğuk algınlığı/sıcak çarpması yaşamak, fazla acılı, baharat, tuz, şeker, kafein, alkol ve sigara kullanmak, sizde allerjik-toksik etki yaptığını bilmediğiniz bir şeyi farkında olmadan sürekli tüketmek, sadece susayınca su içmek ve meditasyon/ibadet yapmamak en başta gelen sebelerdir) Bu şekilde yaşayan insanların kafasının durduk yerde saçma sapan vesveselerle dolması normaldir. Başkaları kahkahalar atarken sizin sus pus kalmanızın, mutsuzluğunuzun ve kötü şansın, iş ya da aşk hayatınızdaki başarısızlığın nedeni bunlardan birkaçıdır daima. Zihninizin beden ve ruhunuzun frekansına uyum sağlaması için bunların doğru düzenlenmesi şarttır. Canınızın sıkılıyorsa bunun sebebi yapacak bir işiniz olmaması ya da yalnızlık değil, serotonin hormonunuzun düşük olmasıdır. Bozuk psikolojinin en kökünde daima yanlış düşünce şekilleri, fizyolojik ve hormonal sorunlar vardır, dış faktörler değil. Aslında kötü dış faktörleri hayatınıza içinizdeki bu temel fiziksel ve düşünsel sorunlar çeker. Tedavi kesinlikle içten başlamalıdır, dış dünyanızı düzenlemek bunun ardından gelir. Yalnız ve işsiz insanlar sanıldığı gibi kibirli, çok zeki, soğuk kişilikli, sinsi, kötü veya geçimsiz olduklarından değil, işte bu şekilde hasta olduklarından bu durumdadırlar ve çoğu zaman kendileri bile bunun farkında değildir. Aynı şekilde asosyallik, eş ve iş bulamamak, sakarlık, başarısızlık, tembellik, unutkanlık ve dalgınlık da çoğu zaman çekilen psikolojik ıstıraptan kaynaklanır, gerçekten düşük zeka ve beceriksizlikten kaynaklanması nadirdir. Yani mutsuz olduğunuz için yalnızsınızdır, sandığınız gibi yalnız olduğunuz için mutsuz olmazsınız. Fazla hassasiyet, gereksiz alınganlık ve basit şeylere çabuk öfkelenme serotonin seviyenizin dibe vurduğunu gösterir. Geçmişten pişmanlık, gelecekten umutsuzluk, kendinden ve dünyadan memnuniyetsizlik, okb, dehb, anksiyete, can sıkıntısı, çalışmak istememe hatta günlük rutin işlerden bile yılma, sabahları berbat hissetme, işe yaramazlık, utanç, suçluluk, üzüntü, öfke ve kaygı içinde bulunduğunuz koşullardan kaynaklanmaz, içinizdeki bu olumsuz duygular çevrenizdeki kötü koşulları yaratır. Ruh hali iyi olan kişi dünya batsa karamsarlaşmaz, en kötü koşullarda bile gülmenin bir yolunu bulur.

 

 

 

12 - Eleştiriye kızıyorsanız küçük de olsa gerçek payı var demektir, yoksa alakasız iddialar size komik gelir ve itibarınızı kaybetme korkusu yaşamazdınız. Gerçekler ortadayken tartışmanın ne anlamı var? Ya anlaşır yola birlikte devam edersiniz ya da yolları ayırırsınız. Dünyeviyat bir pazarlıklar bütününden başka hiçbir şey değildir. O yüzden bir işi ya severek yapın ya da hiç yapmayın, dünya milyonlarca alternatifle dolu. Yakınmakla, saatlerce dertleşmekle veya gevezelikle çözüm gelmeyecek. Çevrenizle frekans uyumu çok önemlidir, umut yokken ortak noktalar bulma ya da uzlaşma çabası sadece zamanla daha çok çatışma getirir. Uyumsuzluk hissi net ise alarm sayılmalı ve pire için yorgan yakılmalı. Benim öğretim maymun iştahlı olmayı esas alır, bağlılığa, bağlanmaya inanmaz. Keyif aldığınız sürece devam etmenizde sakınca yok, fakat bir şey size zarar veriyorsa sadece ondan değil, onunla bağlantılı ne kadar çok şeyden uzaklaşmayı başarırsanız o kadar iyidir. Hiç zorlamayın, meditasyon ve çekim çalışmaları sonucu ya uzlaşma kendi olur ya da yollar kendi ayrılır. Benim anlayışım umursamaz, ciddiye almaz, hiç bir şeyi hakettiğinden büyük görmez. Bu felsefe bilir ki bir insan “açık olmak” ve “geniş olmak” kavramlarını ne kadar benimsemişse o kadar ileridedir, toplumun küçümsemesine aldırmaz. Gereksiz sadakatin hayattaki bereketi nasıl kuruttuğunu görecek kadar uyanıktır. Bunları dinlemeyerek belaya çattığınızda da asıl suçu kendinizde görmeyi bilin, iç sesinizi yeterince dinlemediniz ve ikaz ettiklerinden uzak durmadınız. Hile doğanın bir parçasıdır, besin zincirinin üstündeki tüm canlılar tuzak kurarak geçinir. Tuzağa düşmemekten mesul olan kendinizsiniz. Hayatta önce nereye ait olduğunuza karar verin, anneninizin köyüne mi, şehrin orta işçi kesimine mi yoksa elit tabakaya mı? Batılı mısınız yoksa doğulu mu? Muhafazakar mı modern mi? Bunu bilmeden rasgele yaşarsanız bulunduğunuz ortamla sürtüşmeniz kaçınılmaz.

 

 

 

13 - Hayat denen dağda herkesin aynı anda zirvede olması imkansızdır. Merdivende bile altsız üst olmaz, şanssız çoğunluk olmasa şanslı azınlık olmazdı, mucizeler nadir oldukları için mucize, zenginler nadir olduğu için zengin, çapkınlar nadir olduğu için çapkındır. Çocukken Elvis presley ya da Einstein olma hayali kurmuştunuz, gençken bunun için savaştınız, orta yaşta öyle olamayacağınızı anladınız ve yaşlandığınızda pişmansınız, bunu anlıyorum. İyi ama sizler onların çalıştığı binaların duvarlarını örmeseniz, yemeklerini hazırlamasınız, el aletlerini imal etmeseniz onlar var olabilir miydi? Herkes dahi olabilseydi deha diye bir kavram olurmuydu? İşçileri olmasa bir patron nedir? Siz dünyada isim yapma fikrini bırakıp gerçekten tam olarak kendiniz olmayı başarsanız en zirvedekilerden bile daha mutlu olacağınızı garanti ediyorum. Önemli olan bu dünyaya kalıcı bir eser bırakmak değil, bu hayatı doyasıya yaşamak. Çekim yasasının sırrını çözememiş, dünyevi yollarla mücadele eden biri için zirveye yükselecek şans ve iyi bir ortam maalesef doğuştandır, sonradan kaliteli bir ortama geçiş yapmak piyango kadar nadir gerçekleşir. Bu yüzden göç ve yer değiştirme ancak meditasyonla çekim dalgalarını evrene yayarak kendi ortaya çıkması gereken kurtulma yöntemleridir. Kendinizi düzeltmeden yola çıkarsanız dünyanın neresine giderseniz gidin aynı belalarla karşılaşacaksınız. Kendi içinizde gizli cenneti bulmadan dünyadakini bulamazsınız. Şimdilik kötü durumda olabilirsiniz, bu durumdaki tek kişi değilsiniz ve bu satırları okuyorsanız kesinlikle çoğu insan sizden daha kötü durumda. Sizden başka herkesin muhteşem bir hayat sürdüğü doğru değil. İnsanlar mutluluğu bulmak için Dünya’yı bile gezmeye kalkıyor ama Dünya’nın içinizde zaten var olan mutluluğu açığa çıkarmaktan başka size faydası olmaz, bunu evde kendiniz de yapabilirsiniz. Mesela yalnızsanız atılması gereken ilk adım zorla sosyalleşmeye çalışarak her şeyi daha da kötüleştirmek değil, mutsuzluğunuzun bedeninizdeki gerçek kaynağını bulmaktır. Dünyayı gezmek, spor yapmak, sanat, eğitim, gece hayatı, popüler bir meslek, iyi kazanmak, karşı cinsle ilişkiler, evlenmek vs. sizi mutsuzken mutlu etmez. Mutluluğu meditasyon ve beden sağlığı yoluyla içinize bulduysanız bunların en güzeli hayatınıza zaten kendi gelir. Siz önce özde mutlu olun da çözülmeyecek zorluk, bulunmayacak partner, alınmayacak iş, altedilemeyecek rakip, yenilmeyecek düşman, elde edilemeyecek başarı yoktur. Bu dünyada geçmişte yaşamış yüz milyar insan her şeyini yitirmiş halde toprağın altında yatarken sizin hala şansınız var, kıymetini bilin. Takıntılı olmayın, işler bazen iyi, bazen kötü gidecek, hayat doğası gereği düzensiz bir yapıya dayanır. Önemli olan sizin doğru yoldan şaşmamanız. Hayatta gerçek birikim en sıkıntılı zamanda bile elindekini tutmayı ve felaketten fırsat çıkarmayı öğrenmekle başarılır, daha fazlasını elde etmek için her fırsattan faydalanmakla başarılır. Kalıcı iyileşmenin maneviyattan başka yolu yoktur, işiniz dünyeviyata kalırsa bir şey beklemeyin; hayat çok zor, ilkel bir çağda yaşıyoruz, imkanlar kısıtlı. Dünyeviyatta öyle bir düzen var ki, daha üstün ve narin olan bir çiçek, daha ilkel ama sert olan bir taş karşısında ezilmeye mahkum! Bu yüzden dünya dev bir çöl ve geçici küçük mutluluk vahalarında az kişiye ve az bir süre için yer var. Bu yüzden dünyadaki küçük vahalar peşinde koşmayı bırakın ve kendi içinizdeki sonsuz vahayı keşfedin. Zihin dünyanın çirkin yüzünü, ruh ise güzel yüzünü görmeye yarar. Ruh gözü(kalp gözü) ile bakma yeteneğimiz sınırlı ve bu yeteneğimizi geliştirmek için günlük iş yükümüze ilaveten bunu başarmaya da zaman ve enerji ayırmak zorundayız. Ne yediniz, içtiniz ya da yaptınız da sizi o gün mutlu etti, ya da mutsuz etti? durumumuzu geliştirmek için bunu takibe mecburuz. Bir insan için dış dünyanın gerçekleri saldırganlık, acı, açlık, sıkıntı, korku, kaos, üzüntü, yıkım, utanç, vicdan azabı, hayal kırıklığı ve moral bozukluğudur. İç dünyanın gerçekleri ise zeka, güç, uyanıklık, şefkat, şifa, şükür, şans, tokluk, korunma, sabitlik, sessizlik, mutluluk, yaratıcılık, üretkenlik, yetenek ve çözümdür. Hayat bu iki yarının birbirini tamamlamasından oluşur. Bu yüzden varoluşunuz içten dışa akmalıdır, asla tersi yöne değil. Bu yüzden dışa dönük olmak bu kadar önemlidir. İçinizdeki ışığı yakmayı başardığınızda dışarıdaki karanlık bile sizin için aydınlık olur.

 

 

 

14 - Kaliteden şaşmayın, ayrıntılara dikkat etmekte üşenmeyin ve not alma, akılda tutma alışkanlığı edinin. İzleyici kalmayın daha fazla dahil olun, yaşadığınızı hissettirecek olan budur. İnsanlar enerjisini şuursuzca koşuşturmaya değil de yavaş ama yoğun çalışmaya odaklasa, bir işe 5 saniye yerine sadece fazladan 30 saniye odaklansa, hataların, kazaların ne kadar azalcağını ve farkedecekleri yeni fırsatların ne kadar artacağını bilmiyor. Çok fazla fikirle dolu olmak, sadece derdini anlatmaya odaklanmak ve dinlemeyi bilmemek, 10 işi aynı anda çözmeye çalışmak, programsızlık yüzünden ne kadar çok tüyoyu kaçırdığının farkında değil. Soruna saplanarak çözümü ıskaladığını bilmiyor. Parolanız “Daha az iş, daha fazla dikkat” olmalı, bu ikisi ne kadar ters orantılı olursa o kadar kaliteli bir yaşamınız olur. Hayatta ne yöne gittiğinizin farkında olmanın anahtarı daha oraya varmadan yolunuzdaki ipuçlarını, işaret tabelalarını ve istihbarat bilgilerini iyi okumaktır. Ömrünüz boş yollarda oyalanacak kadar uzun değil. Her yol ayrımına gelişinizde  hislerinizi dinleyerek doğru patikayı seçmek kritik önemde. Sizin kusurunuz olmadan başınıza gelen talihsizlikler bile siz tedbir aldıkça azalır. Kazalara karşı en büyük tedbir, seçimleri iç sesinizin yapmasına izin vermektir. Kurallara uyun ve özellikle hırsızlık, kaza ve sağlık konularında güvenlik tedbirlerinizi tam alın. Kazayı kaza takip eder uyanık olun. Günden daha verimli faydalanmak için sabahları erken kalkın. Sofradan doymadan kalkın. Hafif aç, hafif stresli, hafif yorgun, hafif mutsuz, hafif yalnız, hafif aptal hissetmeye açık kalın, bunlardır size yaşadığınızı hissettirecek olan. Arada bir doğa gezilerine çıkın, ayda bir kez kışları SPA’ya ve yazları yüzmeseniz bile plaja gidin, yıldızları seyredin veya çok meşgulseniz en azından şehirde bir parkta çiçekleri seyredin. Egzersiz yapın, müzik dinleyin, haftada bir eğlence yerlerine giderek sarhoş olun ve dans edin, evcil hayvan alın ve komik neşriyat ile ilgilenin, bunlar mutluluğun temeli değil belki ama çatısıdır. Sağlığınızın değerini henüz sağlıklıyken bilin, özellikle diş sağlığı ve kilo konularında üşenmeden sıkı tedbirler alın. Hayatta başarı ve mutluluğu ıskalayan insanların en az %50'sinin bunu yaşamasının sebebi farkında olmadan ağızdan anüse kadar tüm sindirim sisteminde yaşadığı sağlık sorunlarıdır. Yıkım yaşamak ve yeniden inşaya mecbur kalmak hayatın bir parçasıdır, fakat yine de yedek almanın, düzenli arşiv tutmanın, saklamanın ve doğru zamanda, doğru kişiden, doğru konuda yardım istemenin hayatınıza katkısı inanılmaz olacaktır. Çevrenizdeki insanlardan öğreneceğiniz yeni bilgilere kulak verin, onların dünya görüşüne değil.

 

 

 

15 – İç sesinizi duymak ve uygulayabilmek için beyninizi sürekli tekrar edip duran düşünce ve duygulardan arındırmalısınız. Siz düşünmeyin, beyninizi boş tutun ve bırakın tanrısal düşünce beyninize evrenden aksın. En üstün zeka oradan doğar. Gerçek sevgi, şifa, güç ve yetenek insana oradan gelir. Odaklanırsanız çakralarınızdan yayılan bu sıcaklığı hissedersiniz. Kendinizi zorlayarak daha zeki olamazsınız, en zeki olduğunuz an kendinizi en serbest bıraktığınız andır. En zeki anınız, beyni kullanmayı bırakıp merkez göbek çakranın sonsuz bilgeliğine teslim olduğunuz andır. O zaman hayat size hem zor görünmez, hem de zor yüzünü göstermez. Merkez çakra tanrısal tekilliktir, bu tekilliğe kök salana dünyadaki fırtınalar bile sadece birer heyecandır. Sıfır noktası maneviyattır, sıfır noktasından çıktığınız an dört boyutlu dünyeviyatın acı dolu ortamına geçersiniz. Dış dünyada hazine aramayın, dışarda aradığınız aslında burada ve şimdide, gerçek hazine merkezinizde, o iç sesiniz. O ses ki bir ceylanı doğar doğmaz ayağa kaldırıp annesinden süt emdirir, bir CarettaCaretta kaplumbağasını yumurtadan çıkar çıkmaz denize koşturup yüzdürür, göçmen kuşlara binlerce kilometrelik yolculuğunda rehberlik eder, sadece biz modern çağda kafamızda yarattığımız gürültüyle o iç sesin izini kaybettik. Kalbinizin sesine karşı öyle itaatkar olmalısınız ki canınız bir şeyi istemediği an bırakmalı, istediği şeye de o anda başlamalısınız(fobi,takıntı ve bağımlılık durumları hariç, bunlar tedavi edilmeli). «Şu işi de bitireyim, beş dakika sonra yaparım» dediğiniz an mutlulukta kaybetme yoluna girmişsiniz demektir. İç sesinize ne kadar uygun bir iş ve aşk bulabilirseniz yaşamınız o kadar başarılı olur. İrade, mutlak akılcılık, duygusallık ve düşünmek en büyük mutluluk katilleridir. Sizi bugüne dek tek doğru ve gerçek rehberiniz olan iç sesinizden bunlar kopardı. Bir zamanlarki o güzel masumiyetinizi artık yitirdiğiniz ve hayatı kaçırdığınız hissi bundan doğdu. Zaten ruhuna teslim olmuş birinin kalbi ve mantığı arasında en ufak bir görüş farkı bulamazsınız.

 

 

 

16 - Size uyum gösteremeyen ve kuşku yaratan hiç kimse ve hiçbir şey size faydalı olamaz. Doğru olduğuna emin olduğumuz seçenek karşımızda belirene kadar meditasyonda derinleşmeliyiz. Ruhunuzun isteyip de elde edemeyeceği hiçbir şey yoktur, beyninizin ise isteyip de elde edebileceği hiçbir şey yoktur. Arzu içinde yandığınız halde hayatınıza gelmeyen bir şeyler var ise bundaki bahtsızlığınız ona sahip olamamanız değil, henüz ruhunuzu bulamamış olmanızdadır. Kısmetsiz olduğunuzu düşünüyorsunuz çünkü kısmeti yanlış yerde arıyorsunuz. Aranması gereken yer dışarısı değil ruhunuzun merkezi. Ruhunuz reiki evrensel enerjisiyle aynı özden yapılmıştır. Meditasyonla özünüze inip ruhunuzu bulduğunuzda o arzunuz ya yok olur gider, ya da onun zaten yanıbaşınızda olduğunu farkedersiniz, üçüncü bir olasılık yoktur. Varoluş özünde sorunsuzdur, sorun görünen her şey meditasyonla hemen çözüme kavuşur, kavuşmuyorsa sorun zihninizde demektir. Sizi yaratan sizi size uygun koşullarda yarattı. Milyonlarca yıllık evrim bedeninizin çevresine uyumunu garanti etti. Bir planın gerçekleşmesinin tek yolu onu bilincinizin istememesi fakat ruhunuzun istemesidir. Ruhunuz istemiyorsa ama bilinciniz istiyorsa, hem ruhunuz istiyor hem bilinciniz istiyorsa, ya da ne ruhunuz ne de bilinciniz istemiyorsa o planın gerçekleşme ihtimali sıfırdır. İstemenin kendisi başlı başına bir engeldir. Plan yapmak ayrı şey, bir planın aklınıza gelmesi ayrı şeydir. İlki hataya, ikincisi hayra gider. Düşünmek geleceği bilme ihtiyacınızdan doğar. Peki neden sürekli geleceği bilme ve planlama ihtiyacı? Hayatın güzelliği geleceğin belirsizliğindedir, kim sonu belli bir film izlemek ister ki? Hayat denen macerayı böyle müdahalelerle mahvetmek neden? Ego varsa Tanrı yoktur, Tanrı varsa ego yoktur, yani siz varsanız mecburen arzular da vardır fakat bu arzuların gerçekleşmesi için gereken alan yoktur. Siz yok olunca hayaller ve arzular gider ve yerine gerçekler gelir. Ego ve gurur hayat eşinizi bulmanızı da engeller, aslında yardıma muhtaç bir görüntü çok çekicidir. Sevmek bile kendiliğinden doğduğu sürece bir kutsamadır, seven siz iseniz zamanla tersi kutba giderek nefrete dönüşür. Berduşluk içinizden geliyorsa özgür ruhlu biri olarak görülürsünüz, ama berduşluğa özenirseniz serseri gibi görünürsünüz. İç sesinizi dinlerken üretken olmak karizmatik ve asil gösterir, kendinizi üretmeye zorlarsanız hırslı ve açgözlü görünürsünüz. İyi bir mühendis oluşunuz iç ses kaynaklıysa terfi edersiniz ama zihin kaynaklıysa ukala ve kibirli görülerek işten kovulursunuz. Maksadınız terfiyse yerinizde sayarsınız, işinizi kaliteli yapmaksa terfi edersiniz. Karşı cinse iç sesiyle yaklaşan çapkın, zihniyle yaklaşan sapık olarak algılanır. İçinizden gelerek çuval da giyseniz, en çılgın kıyafeti de giyseniz yakışır ama zihinle alınan en sıradan elbiseler bile sırıtır. İç sesi dinlemek size daha bireysel ve bağımsız bir kişilik kazandırır  “özel biri” olarak görünürsünüz, ama zihninizle öyle olmaya çalışırsanız bencil, dik başlı ve isyankar gibi görünürsünüz. Dünyevi görevlerinizi tamamlayarak maneviyata aydınlanmak ve artık tek başına münzevi olmak başka, “Doğal değil” diyerek ilaç ve vitamin almayı reddedip fiziksel yıkım yaşayarak işsiz ve bekar kalmak başka şeydir. Yorgunsanız iyi uyursunuz ama iyi uyumak isterseniz yorgun uyanırsınız. Antidepresan alıp unutursanız iyileşirsiniz ama iyileşmeye odaklanırsanız ilaç fayda etmeyen somatik bozukluğa sürüklenirsiniz. İç sesle kötülük bile yapsanız iyi biri olursunuz, zihinle iyilik yapsanız bile kötü biri olursunuz. Kısacası iç ses meleğiniz, zihin şeytanınızdır.

 

 

 

17 - İyileşme isteğiyle yola çıkmanız normaldir ama yolun ortasında bundan vazgeçmelisiniz yoksa iyileşemezsiniz. Mutlu olma isteğiyle yola başlanması doğal ama bunun istemeyle olmayacağını anladığınız gün vazgeçmelisiniz. Yola kendinizi başkalarıyla kıyaslayarak çıkabilirsiniz ama sonunda sadece kendinizle yarışmayı öğrenmelisiniz. Başlangıçta zihniniz kusursuz derecede net ise, bir noktada işi tamamlamayı evrensel enerji üslenecektir. Bilgelik yolculuğuna tüm kaderinizi yönetebileceğiniz inancıyla çıkmanız normal ama hiçbir şeyi yönetemeyeceğiniz gerçeğini görerek bitirmeniz gerekir. Tanrının kusursuz planına kayıtsız şartsız güvenme noktası kutsal sondur. Dünya ne kadar kötü bir yer olursa olsun, iç dünyanızda onun merhametine sığınmalısınız. Çocukluğunuzdan beridir sevip kaybettiğiniz ve hayalini kurup elde edemediğiniz her şeyin acısını kalbinize gömüp yas tutarak olgunlaşır, sonra tüm kederleri serbest bırakarak aydınlanırsınız. Aşk, para, incecik vücut ve macera hayallerinize kavuşmakta umutsuz olduğunuzu samimiyetle görmedikçe bunlara erişemezsiniz. Obezite Mars’a bile gidebilen insanoğlunun normalde çözemeyeceği bir şey mi? Ama zihniniz hayatta sürekli büyümeyi hedeflerken bedeninizin küçük kalmasını nasıl beklersiniz ki? İnsanda varoluş 3 katmandan oluşur, bilinç(zihin), bilinçaltı(beden) ve ruh. Kiloya ve diğer bağımlılıklara sebep olan bunlar arasındaki ilişki bozukluğudur. Bilincinizle büyük projeler yaptığınızda biliçaltına farkında olmadan iki mesaj vermiş olursunuz; ilki büyük planlar için büyük enerji lazım olacak şimdiden enerji biriktir yani yağ depola. İkincisi ruha uymayarak çektiğimiz acıyı bastırmak için bedene daha fazla acı ver. İşte doyduğumuz halde yemek yemenin, bir lezzeti olmadığı halde sigara ve alkol içmenin, ya da aslında zararla yüklü olan acı biber yemenin nedeni içimizdeki ruhsal acıyı bastırmaktır. Bizim yapmamız gereken bilinci ve bilinçatını tamamen temizleyerek hayatımızı ruhumuzun sonsuz bilgeliğine emanet etmektir ki böylece bu dünyaya gerçek geliş amacımızı gerçekleştirsin. O zaman toplumun isteği de gerçekleşmiş olur aslında. Yani kısacası siz ne zaman bilinçaltınıza büyük projeler(diyetler dahil) dayatmaktan vazgeçerseniz bilinçaltınız da sizi istemediğiniz şeylere zorlamaktan, yemekten ve sigaradan vazgeçer, bu karşılıklı bir anlaşmadır. Bu yüzden önce kendinizi ayna karşısına geçip kilolu halinizle samimiyetle kabullenmeli, olmazsa böyle de yaşarım diyebilmelisiniz, bunu yapmadan kurtulamazsınız.

 

 

 

18 - Hayatta önce istemeyi, olgunlaşınca vazgeçmeyi, aydınlanınca reddetmeyi öğrenirsiniz. Kişi başlangıçta başkalarının aklıyla seçim yapar ve hayatını mahveder, olgunlaşınca listedeki her seçeneği deneyip en güzel seçimi yapmayı öğrenir, aydınlanınca her seçeneği denemenin ne kadar pahalıya malolduğunu, güzel olanın aramayla bulunamayacağını ve iç sesinin “tamam” dediğinin en güzel seçim olduğunu anlar. Kişi başta aktif, başarılı ve mutludur, olgunlaşınca aktif, başarısız ve mutsuzdur, aydınlanınca pasif, başarılı ve mutludur. Başta bir fikriniz yoktur orta yolu seçersiniz, olgunlaşınca ortada kalmanın riskini görür taraf seçersiniz, aydınlanınca seçimi iç sese bırakırsınız. Tarafınızı seçin ama yüzünüz daima orta yola baksın, asla fanatik olmayın. Herşeyden birazcık, mutlu yaşamın sırrı budur. Başlangıçta daha fazlasını elde etmek peşindesinizdir, olgunlaşınca sadece hakkınızı korumayı öğrenirsiniz, aydınlanınca haklarınızdan bile vazgeçersiniz çünkü hak ettiğiniz her şeye zaten sahipsinizdir. Yola çıkarken kişi merkezini bilmez, sadece dış dünyada gelecek ve hayaller peşinde koşar, olgunlaşınca merkez ve iç ses bulunur ve gittikçe derinleşerek yorumsuz bir bakışa, tek bir tanık göze dönüşür, aydınlanınca kişi tamamen yok olur, merkez ve ses dahi artık yoktur. Başlangıçta ahlak kurallarını bilmediğinden topluma zarar verir, olgunlaşınca ahlak kurallarına uyarak kendine zarar verir, aydınlanınca ahlakçılığı tekrar terk eder ama bu kez ne kendine ne başkalarına zarar vermez. Başlangıçta tamamen ben merkezcidir ve başka canlıların zarar görmesini umursamaz, olgunlaşınca empati duygusunu öğrenir ama bu pişmanlık ve vicdan azabı duygularını da getirir, aydınlanınca tekrar bencildir ama artık başka canlılara zarar vermez. Kişi yola çıkarken hayat karmaşık görünür, olgunlaşınca karmaşık sorunlara karmaşık çözümler üretilir, aydınlanınca karmaşadan da çözümden de vazgeçilir ve artık hayat kolaydır. Kişi önce doğru yerde yanlış kişi olduğunu düşünür, olgunlaşınca yanlış yerde doğru kişi olduğunu düşünür, aydınlanınca iç sesinin tamam dediği yer yurdu olur. Başlangıçta kendisini Dünyadan değersiz görür, olgunlaştıkça Dünyayı kendinden değersiz görür, aydınlanınca ne dünyanın ne bedeninin bir değeri olmadığını anlar. Her şeyi tam şimdi olduğu haliyle kabule mecbursunuz, değişim için hiçbir umut yoktur. Aslında vardır ama bunu size söyleyemem, şimdilik bilmemeniz gerekir! Bir gün istediğiniz her şey olabilir ya da her şeye sahip olabilirsiniz, çocukken hayal ettiğiniz uzay aracına bile! Belki bir yıl içinde uzaylılar bu teknolojiyi bize getirecek kim bilir? Ama bunu beklediğiniz an sadece egonuz gerçek olur, geri kalan her şey gerçekdışı. Bir noktadan sonra işi halletmesi için hiçliğe teslim olmak zorundasınız. Gayret gösterme anlayışı yerini kendiliğinden akış anlayışına, sahip olma anlayışı yerini paylaşma anlayışına terk etmek zorundadır. Bu yüzden donanarak değil, arınarak, başararak ve elde ederek değil, arzularınızdan vazgeçerek, hatta reddederek mutluluğa ulaşmayı hedeflemelisiniz. İsteğiniz gerçekleşse belki acı çekmenize hatta ölümünüze neden olacaktı. Başınıza gelen her belada Tanrıdan gelen daha kötüsüne karşı bir uyarı ve daha iyi seviyelere yükselmeniz için bir teşvik vardır. Başınıza gelen her şer sizi daha büyük bir şerden koruma amaçlıdır, bu da aslında şu an olabileceğiniz en iyi yerde, zamanda ve durumda olduğunuzu kanıtlar. Hatta bu pozisyona ihtiyacınız olduğunu.

 

 

 

19 - Hayır demenin, ilgisiz kalmanın, mesafe koymanın, vazgeçmenin, uyum sağlamamanın ve itiraz etmenin hakkınız olduğunu unutmayın. Karşınızdaki gerekli garantileri sağlamadan kimseyle anlaşma yapmayın. Boş insanların boş vaatlerle vaktinizi, paranızı ve enerjinizi çalmasına izin vermeyin. "O kadar itibarlı bir insan sonuçta, daha ilk tanışmamızda böyle özel, kişisel konuları konuşmak ayıp olur" diyerek kendi çıkarlarınızı sormamak ve işleri oluruna bırakmak, zaten kısa olan hayatınızı boşa türketerek ve güven duydunuzu yıkarak size büyük zarar verir. Mesela iş görüşmesinde çalışma saatleri, izinlerin aksamaması ve maaşın gününde yatması konusunu açıkça konuştunuz mu? Mesela bir kız sizle konuşmak istiyor, niyeti ilişki yaşamak mı çene çalarak vakit öldürmek mi? Bir adam sizinle ilişki yaşamak istiyor niyeti evlenmek mi sadece cinsellik mi? Evet peşin konuşmak çoğu insanı sizden kaçırır fakat o zaman sadece güvenilir insanların yanınızda kaldığına emin olursunuz. İnsanlara başta asla güvenmeyin, onlara olumlu tutumlarını gördükçe kredi verin. Doğanın en temel kanunu gereği güvenilir olduğunu kanıtlanmayan tehlikeli, doğru olduğu kanıtlanmayan yalan, iyi olduğunu kanıtlanmayan kötüdür. Önyargılı olmamalıyız diyen kişiler tatile giderken evinin kapısını kilitlemeden bırakıyorsa, internetten yorumlara bakmadan rastgele alışveriş yapıyorsa, tanımadığı kişilere kefil olup borç para veriyorsa ve bu hoyratlığı yüzünden başı derde girmiyorsa bu onun şansının iyi gittiğini gösterir, sizin de öyle olacağınızı değil. Zaten şansı bu kadar yolunda giden biriyseniz belli bir düzeyi çoktan aşmışsınızdır. İnsanoğlu yaradılış itibarıyla tehlikelidir, bu yüzden insanlara tanışma anında ne istediğinizi ve bu birlikteliğin sonundan beklentinizi en açık şekilde belirtmek ve kabul etmeyeceğiniz sınırları net şekilde koymak zorundasınız, buna olumsuz tepki veren kişiler ve kuruluşlar ne isim yapmış olurlarsa olsunlar size layık değildir. Toplum size yalan söylüyor, bu güne kadar sizi mahveden katı ve uzlaşmaz tutumunuz değil, tam aksine fazla gevşeklik ve esneklik göstermeniz olmuştur. Tabiki burada sert olmanız gereken kendi hayatınız, diğer insanların hayatı değil. Prensip sahibi olun, hoşgörüsüz değil. 40 maddeye uyum konusunda ya da kendi doğru olduğuna emin olduğunuz prensiplerinizde katı olun, konuşma tarzınızda ve bakışlarınızda değil.

 

 

 

20 - Bazı fırsatları hiç var olmamış saymak daha iyi fırsatlara açılan tek kapıdır. Durumu yokuşa süren, pazarlığı ödeyebileceğinizden yüksek ya da hakettiğiniz meblağdan düşük tutan kişiden vazgeçin, size hayrı olmaz. Kurnazlığa prim vermeyin, varsın sizi terk etsinler, evet başta sanki bazı fırsatları kaybetmiş gibi hissedeceksiniz ama aslında ne beladan kurtulduğunuzu bir gün anlayacaksınız. İçinizde artık isteksizlik hissettiğiniz her şey aslında baştan beri sizi hiç de istememiş demektir. Reddedildiğinize aslında içten içe şükredersiniz ve reddettiğiniz kişi de sizden kurtulduğuna şükreder, reddetmek sırf bu yüzden vicdan azabı yaratmamalı. Birliktelik için doğru insanları ve buna hazır olacağınız doğru zamanı beklemek zorundasınız. Dünyayı gezmenize gerek yok, içe yapılan yolculuk da sonsuz bir yolculuktur. İnsanlarla müzakere veya yoldaşlık ederken bir açık konuşmak istemeyen ketumlarla, bir de gevezelik derecesinde çok konuşanlarla ilişkinizi sürdürmeyin. Yüzü gülmeyen, duygularını ifade etmeyen, soğuk, ilgisiz ve tutarsız insanlarla da öyle. İlişkilerinize ciddi ve güvenilir bir duruşla başlayın ve karşınızdaki insanda da bunu gördüğünüze emin olun, espiri ve mizah sonra gelmeli. Tersini yapmaya lakayıtlık denir ve düzgün insanlar bunu yapmaz. Duygularını ifadede sıkıntı yaşayan yani mesela yazışırken smiley kullanmayan insandan kuşku duyun. Kabalık, agresiflik, arsızlık ve bağnazlık emaresi sezdiğiniz an kaçın! Kalırsanız kesinlikle daha kötüye gidecektir. koyduğunuz sınırlara saygı duymayan biri yoldaşınız olamaz. Size faydası olan insanlara alttan almayı bilmeniz gerek, zararı olanlara ve tehdit edenlere değil. Ayağı yere basmayan oyuncu ve hayalci tipler ise ya kendi karına çalışır, ya sizin zararınıza. Şeffaflık medeniyet göstergesidir; gizlisi, saklısı, sırları, gizli ajandası olan insanlardan uzak durun. Kendi özelim kelimesini çok kullanan, cep telefonunu bilgisayarını sizden saklayan kişiden iyi eş olmaz. İstediğiniz hayatta daha iyi bir konum ise bu insanlarla olmaz. Maalesef ülkeden ülkeye miktarı değişse bile dünyada insanların çoğunluğu bu durumda olduğundan öncelikli tercihiniz yola yalnız çıkmak olsun. Gerçek dayanağınız kendiniz olduğunuz sürece sizi hiçbir zorluk yıkamaz. Sosyalleşmeyi takıntı haline getirmeyin, işte o zaman az ama doğru insanları yanınızda göreceksiniz. Yanlış insanlarla birlikte olmaktansa asosyal kalmak daha avantajlıdır. Meditasyonda kendi ruhuyla tanışan başkalarıyla tanışma ihtiyacı duymaz. Arkadaşlıklar ve ilişkiler artık öncelikle karşılıklı fayda için olur, ki zaten olması gereken de budur. Bu fayda mutlaka maddi olmak zorunda değil, yanınızdaki kişinin hiçbir şeyi olmasa bile muhabbetinden keyif alıyor olmanız gerekir, bu da yoksa ilişki kötülük üretmeye başlar. İki tarafın da muhtaç olduğu ya da bir tarafın hep alıcı olduğu birlikteliklerden güzellik doğduğu görülmüş şey değildir. İşe yaramaz insanlardan kurtulmanın en iyi yolu onların hiçbir işine yaramamaktır. Aynı şekilde siz de “nabza göre şerbet verme” sanatını bilmelisiniz, herkese eşit davranmaya çalışmayın, bu iki tarafı da yıpratır ve ilişkileri bozar.

21 – Sorumlu olduğunuz an sadece şimdidir, geçmiş ve gelecekteki başarı ve başarısızlıklarınızın sorumlusu Tanrı’dır. Bu düzeni yaratan kim ise bırakın o kaygılansın size ne? O bile hayatın akışını takmıyor gibi görünüyorken size ne oluyor? Ne kendi yaptıklarınızdan utanç duyun, ne insanların size yaptıklarından, ne de diğer insanların birbirine yaptıklarından. Siz bile önemsizken hatalarınız daha önemsizdir ve geçmişiniz hepten önemsiz. Kendinizi çevrenizdeki insanlara yaptıklarınız yüzünden yargılayacak kadar önemsemeyin, siz bu dünyada öyle küçüksünüz ki, ne siz toplumun o kadar umurundasınız, ne de toplum sizin o kadar umurunuzda olmalı. Siz kendinizi sorgulamayı abarttıkça çevrenizdekiler rahat eder ama kendi ıstırabınız artar. Siz bu dünyaya başkalarını rahat ettirmek için dikkatli olmaya, zengin etmek için bonkör olmaya ya da duygusal açlığını tatmin etmek için fedakar olmaya gelmediniz. Kibarlık budalası olmak sizi dünyanın her yerinde zor duruma düşürür ve dozunda bir sertlik her konuda işe yarar. Bu dünyada herkes iyilik meleği olabilme şans, yetenek ve gücüne sahip olsaydı iyilik meleği diye bir kavram var olmazdı, biz melek değil insanız. Aydınlanma aşamasına varmak pek çok ömürler boyu süren çok uzun ve zor bir süreçtir, bunu kendinizden hemen beklemeyin. Yasaların izin verdiği sınıra dek vurdumduymaz, cimri ve dışlayıcı olma hakkına sahipsiniz. Frekansınıza uygun ortamlar ve insanlar sizin aptal, beceriksiz veya birazcık kötü kalpli tavırlarınıza tahammül etmekte zorlanmayacaklardır. Aslında bunların hiç olmadığı bir hayatın yaşamaya değmez hissettirdiğine dair psikiyatrik çalışmalar vardır. Aynı şekilde siz de ne kadar haksız olurlarsa olsunlar yasaları çiğnemediği sürece insanlara karşı hoşgörü ve sabır göstermeye mecbursunuz. Tek başımıza doğada hayatta kalma şansımız sıfır, komşu komşuya yaşamak zorundayız ve bunu huzur içinde sürdürmenin karşınızdakilerin ahlaki anlayışına saygı duymaktan başka yolu yok. İçinizdeki kötülüğü, beceriksizliği ve akılsızlığı silip atacak tek deterjan hoşgörü ve olduğu gibi kabul etmek-edilmektir. Bunu da size cahil toplum vermez, siz kendinize vermelisiniz. Ben hiç kimseye iyi biri ol demem, iyi insan yoktur. İyi olma çabasındaki insanları ne karşı cins, ne işveren, ne kendi yakınları iyi bir makama layık görmez. İyilik yapmak eğer hiçlikten, yani tamamen kendiliğinden doğmuyorsa, yani zorlamaysa, hesapçılıktan doğuyorsa iyilik görecek kişi için bile sıkıntı yaratır. Bırakın gerekli erdem kalbinizden yeterli olgunluğa ulaştığınızda kendi doğsun, iyiliği yapay şekilde taklit ederseniz herkes sizin yanınızda ve sizi seviyor gözükür ama hiçkimse gerçekten güzel şeyleri sizle yaşamaz. Kalbiniz size öyle söylüyorsa kaba, kavgacı, hilekar ve umursamaz olmaktan dahi korkmayın ki gerekli tüm zamanlarda barışçıl, nazik, dürüst ve duyarlı biri olarak kalabilin. Dış dünyanın incitici etkisinden tamamen bağımsızlaşacağınız ve böylece nerede, nasıl, kimle ve kim olduğunuzun asla fark etmeyeceği o kutsal manevi aydınlanma gününe, şu anda olduğunuzdan başka karakterde davranarak ulaşamazsınız.

 

 

 

22 - Her kurumsal şirket veya pahalı mal kaliteli, her iyi giyimli adam dürüst ve her melek yüzlü insan iyi kalpli değildir. Duyduklarınızın çok azını, gördüklerinizin yarısını, hissettiklerinizin tümünü dikkate alın. İş uygulamaya gelince önce hislerinizi, sonra planlarınızı, en son size verilen tavsiyeleri dikkate alın, her duyduğunuz bilginin doğruluğuna inanmayın. Hayatta inanmak ya da güvenmek yoktur, bilmek ya da bilmemek vardır ve başarıya giden en kestirme yol en iyi bildiğiniz yoldur. Bildiğiniz şeyden emin olun ve bilmediğiniz şeye inanmaktan vazgeçin. Mümkünse "İzin vermeyin", çünkü "Hayır'da hayır vardır". Toplumun "Harika fırsat" ya da "Ayağına kadar gelmiş kısmet" diye adlandırdıklarının çoğu aslında öyle değildir. Doğru fırsatı nasıl mı anlayacaksınız? İç sesinizden, heyecanınızdan! Bu dünyada size doğuştan biçilmiş bir görev var ve o görev için en iyisi sizsiniz! Hayatta başarı için o işi bulmak zorundasınız. Bir "Sen daha küçüksün erken"cilere, ve bir de "Bu gidişle evde kalacaksın"cılara sakın kulak vermeyin. Yarın hayatta olacağınızın garantisi ne? Büyüklere hizmet odaklı toplumların hilesi hep aynıdır: Suçlu hissettir ve en kötüsüne razı et, bu tuzağa düşmeyin. Özellikle gençler başlarda en kötüsüne razı olmaları gerektiğine ve ancak bu şekilde daha iyisini hak edeceklerine inandırılarak sömürülür. Bu onların seveceği mesleği bulmasını engeller, onları hayata küstürür, yaratıcılığını bitirir ve onları sadece geçim için çalışma batağına saplar. Ülkeler bu yüzden geri kalır, petrolü olmadığı için değil. Sizi yıldıran sadece geçmişte yaşadığınız travmalar değil, bugün önünüze konan seçenekler de en az geçmişteki kadar acımasız. Zorluğu aşamadınız, geçmişte başarısız oldunuz işte, aynı şeylere dönüp tekrar deneme takıntısı neden? Çok büyük planlar, büyük fedakarlıklar yaptınız, bunlara kavuşmak için en güçlü iradeyi ortaya koydunuz, sonuç ne oldu? Her şey çöpe gitti. Artık bu aşamayı geçtiniz, bitti! Her şeyinizi kaybetseniz de çok değerli dersler kazandınız, bundan faydalanmamak yazık değil mi? Hep aynı yolu izleyerek farklı sonuçlar elde edemezsiniz. Unutmayın ki hayatta hedef daha uzun yaşamak değil, hayal ettiğinizi, o olmuyorsa en azından rahat hissettiğinizi yaşamak. Hayatta başarının en temel anahtarı hayatın zorbalığına karşı çıkmaktadır, sizi kibirli olmakla suçlarlar, bu güzel haberdir, ortalama kalabalıklardan ayrıştığınızın işaretidir. Öyle bir çekim enerjisi yaymalısınız ki siz hiç kimsenin kapısına gitmemelisiniz, hak ettikleriniz sizin kapınıza kadar gelmeli.

 

 

 

23 – “Büyük biri” değilseniz “Büyük düşünmek” gibi hırsları terk edin. Zeki olmayan insanların idealist, kararlı, hırslı ve hayalperest olması dünyanın en büyük sorunu. Zeki insanların hayatında sosyal hayatı tüketecek şekilde aşırı çalışma, mücadele etme, savaş açma ve meydan okumaya yer yoktur. Onlar daha en baştan karlı olacakları bir noktadan başlar ve daha büyük karlarla oyunu kapatırlar, bunun da bir numaralı sırrı evrensel gücü, çekim yasasını yanına almalarıdır. Mecbur değilerse mecburiyet yaratmazlar, hoşnut olmadıkları düzeyde bir işe kendilerini zorlamaz, ölene dek sürecek olsa, aç kalacak olsa bile doğru kişi, yer ve zaman olmadıkça ikna olmazlar. Başarıya, hayatınıza durmadan bir şeyler katarak, çok yönlü bireyler olarak değil, ondan gereksiz şeyleri çıkararak ulaşılır. Hem iç, hem dış dünyanızı karşılıklı sadeleştirin, basitleştirin, size yük olan her şeyi atın ve sonuçları görün. Yer açmazsanız Tanrı bile sizin için en güzel olanı size veremez. Kontrol altında tutmaktan, ince hesap takibinden, en iyi yolu düşünmekten vazgeçin. “Daha fazlasına sahip olmak” güdüsüyle yetişmiş bilinçlerimiz için dışarıdaki her şeyi hatta beynimizi bile terk ederek dünyadan vazgeçmek ve içe çekilmek söylemekten zordur ama başarmanın başka yolu da yoktur. İnsanlara “Her hata yaptığınızı anladığınızda en kısa zamanda acınızla yüzleşin ve nerede hata yaptığınızı belirleyerek eski yanlış alışkanlığınızı terk edin.” dediğimde insanlar “Bu yaştan sonra nasıl değişeyim” derler, 30 yıldır bu konuda aptalca davrandığımızı kabul etmek, kendimizle ilgili acı gerçeklerle yüzleşmek zor gelir. Oysa ben değişin demiyorum, her şeyden vazgeçin, hatta bu güne dek öğrendiğiniz ve yapmaya teşvik edildiğiniz her şeyi reddedin diyorum. Hayatınızda her ne istiyorsanız bunu getirmek sizin değil, size tahsis edilmiş yardımcı meleklerin görevidir.

 

 

 

24 - Bilgeliğin dünyasına adım atan bireylerin ilk fark ettikleri gerçek hayatın dıştan içe doğru keşfedilmesi gerektiğidir. Tanrının sizden istediği tek şey budur, dış dünyada başarılar kazanmanız değil. Dış dünyada başarı bunu yaptığınızda kendi gelecek zaten. Ben danışanlarıma "Hayattaki tek hedefim dünyadan ölerek kendi merkezime çekilmektir" mantrasını günde 3 kez tekrarlamak üzere ödev olarak verdiğimde şaşırırlar, ama hayatta yükseliş böyle bir paradoksla işler. Belkide sizin için en güzel gelecek planı süper zengin olmak ya da çok insanla birlikte olmak ve eğlenceler değil, erenlerin yoludur. Aslında bu yapmanız gereken bir plan değil, istisnasız her dini inanışa göre hayatlar boyu varmanız gereken son noktadır. Ruh dünyayı anlamıştır, onla alışverişi bitmiştir ve tekrar doğmayacaktır. Şimdiden hedef olarak huzuru, sessizliği, sabitliği seçmenin nesi kötü? Ben zorla münzevi olun demiyorum, dünyeviyata doyduğunuzu hissediyorsanız öyle olmanıza izin verin diyorum. Kişi daha gençlikten itibaren mutlu bir son peşinde olmalıdır, sürekli yeni başlangıçlar peşinde değil. Sanılanın aksine yaşadığımız çağ bunun için en uygun koşullara sahip. Eski dost, komşu, ya da akrabalarınızın sizi yolunu kaybetmiş bir berduş gibi görmesi ya da anne babanızın başarılarınızla gurur duyup duymaması değildir önemli olan, tek önemli olan gerçek yolunuzu, kalbinizin mutluluğunu bulmuş olmanızdır. Bu hayat sadece size ait! Kişisel gelişimin olgunluk safhasına ulaşan insanlar artık rastgele bir işte çalışamazlar, ruhlarındaki mesleği bulup onda yıldız olmak dışında seçenekleri yoktur. Aşık olmadıkları sürece evlenemezler, ya çok mutlu bir evlilikleri olur ya da bekar yaşarlar. İstemedikleri birlikteliklerde acı çekmektense cinsel açlık çekmeyi yeğlerler. Zaten ruhlarının sesine harfiyen uymadıkları her alanda şansları neredeyse sıfırdır, zorlarlarsa hayatın onlara diğerlerinden daha acımasız davranacağını bilirler çünkü ulaştıkları noktadan geri dönüşe müsaadeleri yoktur. Toplumun kurallarına, söylenenlere harfiyen uyarsanız ve hayallerinizi feda ederseniz çok başarılı olabilirsiniz, ki çoğu başarılı insan bu şekilde başarır, siz içten içe mutsuz olduktan sonra neye yarar ki bu başarı? Aslında toplumlar doğası gereği ideal şekilde işlemez, bozuktur ve ona uyum göstermeye çabalarsanız siz de bozulursunuz. Suçlamalara sakın aldırmayın, kendinize şunu sorun: Sevdiğiniz ve sizi mutlu eden neyi yapma şansını size verdiler de yapmıyor musunuz ki? Attığınız her adım daha fazla mutsuzluk getiriyorken elinizden ne gelir? Bedensel/ruhsal rahatsızlığın şanssızlıkla olan karşılıklı döngüsünden kurtulmanın zamandan ve meditasyondan başka yolu yoktur. İçe dönüp size dünyanın tüm zenginliklerini sunacak olan Reiki kaynağını bulmaktan başka yol yoktur.

 

 

 

25 - Günümüzde “Asla pes etme!” deyişi moda, buna kesinlikle katılıyorum, dünyadan vazgeçmekte ve manevi merkezinize ilerlemekte asla pes etmeyin. Sabahları kalkacak bir amacınız olmalı derler, evet olmalı ve bu amaç öncelikle kendi merkezinize dönmek olmalı. Üşenmemeniz, ertelememeniz, vazgeçmemeniz gereken sadece kişisel gelişiminiz, bedeniniz dışındaki dünya’ya bunlar daha sonra kendiliğinden yansıyacaktır. İnsan sadece pasif ve risk almayan bir dünyevi tercihle iyi bir yaşam sürebilir. Harekete geçmeden önce iyice düşünün; Fayda-maliyet analizini iyice yaptınız mı? “Buna değer mi?” sorusunu tam olarak sordunuz mu? Gerçekten hayatınızda bir yenilik, heyecan ve neşe hissi yaratıyor mu? Psikolojik anlamda tam olarak kendinizi başlamaya hazır hissediyor musunuz? Buna fiziki-ruhsal gücünüz ve yeterli paranız var mı? Gideceğiniz yerdekiler de sizi görmekten dolayı heyecanlı ve davetkar mı? İşler o yöne doğru siz zorlamadan kendiliğinden akıyor mu? İyice araştırdınız mı? Geçmişi/Kalitesi sizin için gelecek vaat ediyor mu? Yapsam ne olur? Yapsam ne olmaz? Yapmasam ne olur? Yapmasam ne olmaz? Sorularını mutlaka sormalısınız. Bunlardan birine dahi olumsuz yanıt geliyorsa vazgeçin ve yıllar sürse bile meditasyonunuza devam edin. Gecikmeniz ama şansınızın devam etmesi büyük hatalar yaparak şansınızı tamamen yitirmenizden iyidir. Zira bazı fırsatlar hayatta bir kez kapınızı çalar ve siz orda değilseniz telafisi yoktur. Mesela bugün hiç istemediğiniz bir işi yarına erteleseniz ne olur? Evde sobanın karşısında keyif çatsanız? Çıkmanın daha iyi bir seçim olacağını modern dünya bağırıp duruyor ama siz bu histe değilseniz kesinlikle daha kötü sonuçlar alacaksınız. Hemen şimdi istediğiniz yere gitmekte özgürsünüz ama asıl soru şu; Gittiğiniz yerden öncekilerden farklı olarak ne bekliyorsunuz? Bu yerler size daha önce en fazla ne kazandırdı? Cevabınız “bilmiyorum” ise tekrar boşa kürek sallamak niye? Terapinin bir aşamasında sizden tüm gününüzü evde yalnız, telefonsuz, bilgisayarsız, televizyonsuz ve radyosuz geçirmenizi isterim, eğer bu sessizlikte duru bir su gibi sakin ve huzurlu kalabiliyorsanız, her anınızdan keyif duyabildiyseniz işte o zaman harekete hazırsınız demektir. Fakat boşta kalmak size ıstırap veriyorsa serotonin seviyeniz hareket için de yetersiz demektir. O yüzden yalnızlıkla başedemeyen birlikte olmakla da başedemez, başarısız olup yitirmekle başedemeyen, başarıp kazanmakla da başedemez, çünkü sadece kaybedecek birşeyi olmadığını bilenler sonuca ulaşır.

 

26 - Bazen küçük mutluluklarla yetinmeyi bilmek kişiyi daha büyük acılardan korur ve hatta daha büyük mutlulukların yolunu açar. Arzuların peşinde koşmanın adrenalini varsa evde güvenliğin korumasını tercih etmenin de huzuru var. Aslında güzel deneyimleri kaçırdığınıza pişman olmak yerine, beladan korunduğunuz her ana şükretmeniz gerekir. Can sıkıntısı yaşadığınız zamanlar en iyi ilaç aksi durumun tehlikelerini şöyle bir aklınızdan geçirmektir. Gerçekten cazip bir kapı açılana kadar evde oturmaya/olduğunuz yerde kalmaya mecbursunuz. Yeterli güç, zeka ve paraya sahip değilseniz yola çıkmanın ne anlamı var? Daha evden çıkarken anahtarlarınızı ve cep telefonunuzu almayı unutuyorsanız nasıl bir iş hayatınız olacak? Daha kendi semtinizdeki eğlence yerlerinden habersizseniz yabancı diyarlara nasıl seyahat edeceksiniz? Zekice davranmayı bilmeyen biri için aptalca davranmamayı bilmek çok değerlidir. Dünya hiç de stres gerektirmeyen zevklerle ve fırsatlarla doluyken, zaten verilmiş hediyelerin tadını çıkarmak varken tehlike peşinde koşmak neden? Doğada bir şey hem zorunlu hem de erişilmesi imkansız olamaz. Siz insansınız, evcil kedinizin bile tadabildiği huzuru niye kaçırasınız?

 

 

 

27 – Vizyon panosu izlemek, dua etmek, meditasyonla hayallerinize video gibi imajinasyon yapmak yetmez, son olarak bedeninizdeki merkez tanrısal çakraya girerek ona tam bir güvenle teslim olmak ve onun sizi doğru şekilde yönlendirmesini sağlamanız gerekir. Bu yönlendirme çoğu seçeneği beğenmeme hissi de yaratacaktır, kimsenin eleştirisine aldırmadan reddedin. Dünya ve kaderiniz berbat diye daha fazla berbat şeyi hayatınıza kabul etmek zorunda değilsiniz. İstemediğiniz halde hayatın size getirdikleri arasından kriterlerinize uyanları kabul etme sanatıdır hayat. Kişisel gelişim varoluşa karşı neler başaracağınız değil, varoluşun size neler yapmasına izin vereceğiniz meselesidir, çünkü kader akışını başka türlü etkileme şansınız yoktur.

 

 

28 - Her konuda haklı çıkmaya çalışmak yerine hatanızı kabullenip yüzleşerek böyle kabul edilmeyi bekleyin. Kişisel gelişim sizi dört dörtlük yapamaz, bazı kusurlarınızı da karşınızdakiler tolere etmek zorunda. İnsanları yargılamam demek yerine onları olduğu şekilde kabul ediyorum söylemi daha akıllıcadır, o zaman sizden uzak anlayışa sahip olanlar da sizi hoş görür. Hayatı fazla ciddiye alıp yarattığınız stresin etkisiyle kayıplar yaşamak yerine, hayatı ciddiye almamak, dert etmemek ama tedbirli olmayı bilmektir asıl olgunluk. Ders almak ve tedbir almak şartıyla hayatta ne kadar umursamaz olmayı, sakarlık ve hatalarınıza gülmeyi, size yapılan kötülüğü tiye almayı başarırsanız o kadar mutlu bir hayatınız olur. Ne kadar terslikleri ironiye ve şansınızın kötülüğünü kara mizaha dökmeyi başarırsanız o kadar pozitif enerji yayarsınız. Toplumda tuhaf ve ucube sayılacak ne kadar çok şeyi hoş görmeyi başarırsanız, kendinizi de o kadar özgür bırakırsınız. Kötü giden kaderinizi gizleme ve durumunuzun iyi yönlerini gösterme/görmeye çalışma stresine girmektense, durumunuzun berbatlığını itiraf edip bunun neşenize engel olamayacağını ve sizi öfkelendiremeyeceğini görmek/göstermek daha zekicedir, ya da mutsuz ve öfkeli olduğunuzu itiraf etmek de öyle. Eksiklik, başarısızlık ve kayıplarınız karşısında ne azimli, ne üzgün, ne kızgın, ne karizmatik, ne hoşgörülü, ne umursamaz ne de mutlu görünmek zorunda değilsiniz. Perişan vaziyetteyseniz öylesinizdir, önce bunu kabul edin ve dışa vurmaktan çekinmeyin. Çözüm ancak böyle ortaya çıkacak. Standart/olması gereken bir tepki yoktur. Duygularınız zihinsel taktiklerden değil, ruhunuzun gerçeklerinden doğmalı.

 

 

 

29 - Hayatın tek amacı kendi merkezinize ilerlemek ve bu ilerlemenin dış dünyanıza getireceği dünyevi tecrübelerde bulacağınız anahtarlar aracılığıyla merkezinize bir adım daha ilerlemek, bu döngüyü merkez sıfır noktasına varana, tam zihinsel yok oluşa, hedefsizliğe, yani aydınlanana kadar sürdürmektir. Hayatın başka hiçbir amacı yoktur. Aslında hayatın nihai gerçek amacı aşka ve paraya daha fazla erişimdir ama bunu doğrudan hedef olarak koymamak gerekir. Sizi gerekli ortamlara meditasyonunuz taşıyacak. Özellikle kriz anlarını üşengeçlik etmeyip içe dönüş için fırsata çevirmek kritik önemdedir. Lisedeki arkadaşınız bu sayede bu kadar başarılı oldu, başaranların sırrı en kötü anlarda, en stresli yorgun ve duygusal anlarında kendilerini kaybetmemeleri, düşünmeyi durdurmamaları, çakralarını bilgi akışına kapatmamalarıdır. Hele en sosyal ve mutlu anlarınızda bile iç sese bağlı kalabilirseniz tekrar mutsuzluğa nadiren dönersiniz. Hele ki içe dönmeyi de aşıp tamamen yok olabiliyorsanız ve sizden geriye sadece bir “yapmak” fiili kalıyorsa artık aydınlanmanın kıyısındasınız. Bunda “yapmak” fiilinden artık tanrının bir eli olmanız anlaşılmalı, yapan sizseniz veya birşeyler yapmanız gerektiğini düşünüyorsanız bu aydınlanma değildir. Dünyeviyatta farklı tecrübeler yaşamak elbette güzeldir ama sorun içe doğru meditasyon yaparak en doğru taktir edilenin size çekilmesini sağlayacağınız yerde, doğrudan dışa doğru hayallerin "Peşine düşme" hatası yaptığınız noktada başlar. Aynı şekilde bir çıkmaza saplandığınızda odaklanmanız gereken sorun değil, onun içinizde yarattığı sıkıntı duygusudur. Bu sıkıntıya odaklanmak onun kendiliğinden çözülmesini sağlar. Dünyevi her şeyden vazgeçin demiyorum, bir adım ileri gidip her şeye karşı isteksizleşin, hatta reddedin diyorum. Sizi sıkıştıran tüm duygu ve düşüncelere yegane tepkiniz onları serbest bırakmak olsun. Bir gün hayata karşı esnek olmayı, “evet” demeyi öğreneceğiniz zamanlar da gelecek ama hayatta ilk öğrenmeniz gereken “hayır” demektir. Şans eşiğinizin yükseldiğine emin olmadıkça korunmacı politikalarla devam etmeye, katı bir duruşa mecbursunuz. Çekici ve asil bir duruş pasif ve soğuk kalmayı bilmekle başlar, ne daha iyisini talep etmemek, ne de daha kötüsünü kabul etmemek parolasıyla devam eder ve güzelin peşinde koşmaktansa kendinizi peşinden koşulacak kadar güzelleştirmek anlayışıyla sona erer. Kaçan kovalanır atasözü de pasifliğin çekiciliğini ortaya koyar. Bu yüzden talepkarlığa değil paylaşmaya odaklı ortamlarda bulunun. İnsanları elindeki serveti paylaşmaya ya da yeteneğini öğretmeye ikna etmek tahmin ettiğinizden çok daha zordur, bu konuda öncü olun. Hayal kurma, hırs yapma, plan yapma, net bir hedef belirleme, uzun vadeli plan yapma, idealistlik, fedakarlık, rekabet, cimrilik, kıskançlık, arayış, merak, özlem, beklenti, acelecilik ve ümidetme tutumları birer hastalıktır, şimdide ve kalp merkezinde yaşayan birey böyle ayak bağı kavramlara ihtiyaç duymaz. Onlar aslında hiçbir duyguya ihtiyaç duymaz, gerçekleri görür ve gerekeni yapar. Hırsın kökünde ruhsal hastalıkların yarattığı tembellik vardır, birey tedavi olacağı yerde hayatın temposuna yetişebilmek için açgözlü hedefler belirler ve bu onun hayatını daha da kötüleştirir.

 

 

 

30 – Mükemmeliyet arayışı en büyük cesaret ve heves kırıcıdır. İş hayatında bile işin önce zamanında yetişmesi, sonra eksiksiz yapılması, en son mükemmel görünmesi gelir. Daima en küçük adımlarla başlayın, bu hiç adım atmamaktan ve o da yanlış adım atmaktan iyidir. Aynı şekilde sizin hatalı olmaya ve buna karşın hoş görülmeye hakkınız varsa karşınızdaki dünyanın da var. Kendimiz öyle değilken karşımızdakinden %100 mükemmeliyet beklentisi içinde olmak adil değildir. Tabii ki bu prensip her yerde karşılıklı işlemiyor; Siz kurallara uyun ama hayattan uymasını beklemeyin, mantıklı olun ama hayattan mantık beklemeyin, istikrarlı olun ama hayattan istikrar beklemeyin, adil olun ama adalet beklemeyin. Yani hazırlığınızı buna göre yapın. Seçim yaparken mükemmeliyetçilik konusunda benim önerim %80'dir. Beklentilerinizin %80’ini karşılayan her şeyi hayatınıza kabul edin. Bundan aşağısını kabul etmek sizi gittikçe kötü koşullara sürükler, üstünü beklemek ise hayatı boşa kaçırmanıza neden olur. Kalan %20 açığı kapatacak yaşam sevinci ise sizin kendi içinizden gelmelidir. Aslında mutlaka hayalleriniz de olmak zorunda değil, içinizden gelmiyorsa kendinizi toplumun norm kabul ettiği yaşam şartlarına zorlamak da yanlıştır; Hiç çalışmadan, evlenmeden, çocuk sahibi olmadan ömrünü ilim, ibadet ve meditasyon ile geçiren insanlar bin yıllardır toplumun doğal bir parçası idi ve onların da kutsal bir eksiği doldurdukları bilinirdi. Onları istemedikleri mesleklerde günlük 10-12 saat mesaiye ve mutlu olmadıkları evliliklere ve çocuk yapmaya zorlayan modern çağın "Tek tip örnek vatandaş" zihniyeti olmuştur. Siz zaten tanrının ulaştığı en güzel sonuçsunuz, bir sonuç elde etmenize gerek yok. Zaten özel yaratılmışsınız, özel olmak için yeteneklere ihtiyacınız yok. İnsanlar maceraya atılmanın acı ihtimaller taşıdığını unutur. Sonuçta gerçek hayat filmlerde olduğu kadar romantik değildir, öyle olsaydı film endüstrisine gerek kalmazdı. Kişi kendi gücünün sınırlarını bilmek zorundadır. Her şeye gücünüz yetmez, hatta herkes için sıradan sayılacak bir hayata bile gücünüz yetmeyebilir. Bir ego olarak bugüne dek elinizden gelen her şeyi yaparak tüm yolları tükettiniz, artık yenilgiyi kabul edin ve işin kalanını iç sesinize, o sonsuz ruhsal enerjiye bırakın, aslında hayat da tam olarak bunu yaşamanız için size verilmiştir, yenilmeniz ve böylece bedenin ve zihnin boş olduğunu kavrayıp ruhunuzu keşfetmeniz için. Bu sayede hayattaki belki tek “hem bir lüks hem de bir zorunluluk” olan şeye, yani aydınlanma yolculuğuna çıkmış olursunuz. Belki de sizin için hayatta daha fazla yaşayacak bir şey kalmadı, bir de uzaya çıkacak haliniz yok. Yenilme, yılma, inancını yitirme, pes etme, tembelleşme, dışlanma ve egosal ölüm aşamasına ulaşmayı başardınız, şimdi sıra sizin dünyayı reddetmeniz, içe çekilmeniz, mutluluğu orada bulmanızda. Acı ve başarısızlıkla dolu zihninizi bırakıp iç sesinize kayıtsız şartsız teslim olabilmek başarıların en büyüğüdür! İç sese teslim olan aynı zamanda hayatın akışına da teslim olmuş demektir, o zaman ne o hayatın size acı verdiği, ne de sizin o hayattakilere acı verdiğiniz hissi oluşmaz, yok olma hissi böyle gelir ve ego biter. Siz yoksanız sorun da yoktur. Böylece evrensel bir saatin dişli çarkından ibaret olduğunuzu anlar ve «Ben yokum, bütün var» demeyi öğrenirsiniz. “Her şey bitti, savaşı kaybettim” sözünü söyleyip yası kabullenmeden bağımlılıklardan kurtulamaz, yeni bir başlangıç yapamazsınız. Dünyadan ve hayatta kalmak zaten zor bir görev, üstüne fazladan sorumluluk üstlenmeyin. Hiç kimseye verecek hesabınız yok. Hayatın kesinlikle "Ne yaparsan karşılığında onu bulursun" türünde basit bir matematikle çalışmadığını, herkesin ilerlemesine yardım edecek “bilinmeyenden” gelen o şansa ve mucizelere ihtiyacı olduğunu unutmayın.

31 - Bir şeyi düşündüğünüzde gerçeğe dönüşür, aynı şekilde zaten gerçekleşecek bir şey önceden aklınızda düşünce olarak belirir. İlki ‘’Çekim yasası’’, ikincisi “Durugörü” dür ve ikisinin birleşimi kader örgüsünü oluşturur. Kader bir gerçektir, İngiltere’de zengin bir ailede doğan birinin kendi şansını yarattığını ama Afrika’da bir kabilede doğarak açlıktan ölen birinin tembellik ettiğini, kendi hayatının sorumluluğunu almadığı için öldüğünü iddia etmek şarlatanlıktır. Fakat yine de bu kaderi olumlu yönde değiştirmek için meditasyon çalışmaları yapmak bu hayata geliş sebebinizdir. CERN laboratuarında yapılan «Zamanda Yolculuk» çalışmaları ve makalesi (internette bu makaleyi bulabilirsiniz) kader gerçeğini bilimsel olarak ortaya koymuştur. Bilimsel ve gözlemlenebilir dayanaklar benim felsefemin temelidir. İyi düşünceler çekim yasasına hizmet eder ve kötü düşünceler durugörü kaynaklıdır ve baştan önlem almanıza yarar. Dünyeviyatta herkesin kendi doğruları diye bir şey de yoktur, tek gerçeklik ve tek doğru vardır. Bu doğrular en az on bin yıllık bir bilgelikten kökünü alan bu kitap boyunca sıralanmıştır. Kuantum göreceliliği nedeniyle hayatın standartları olmadığı ve bilinmez/tanımlanamaz bir kaynağa sahip olduğu doğrudur ancak, bu kaynağına ulaşıp faydalanabilmenin tek yolu yüzeyde standartlara bağlı yaşamaktan geçer. Yolculuk ancak sert, acımasız ve disiplinli anlayışla başlarsa, mutlak serbestliğe ve hoşgörüye uygun bir olgunlukla bitebilir. Kimseye güvenilmemeli ve peşin güven kavramı bundan zarar görmeyeceğiniz/görseniz dahi hoş göreceğiniz doğru zaman gelince oluşmalı. Kavga ile işim olmaz dediğinizde kavga hayatınızı terk eder. Yola planlamayla çıkılmalı ve plansızlıkla yaşamak öğrenilmeli. Sürüye katılmakla başlamalı ve kendi yolunu çizmekle son bulmalı, bazen yolunuz sürü ile aynı istikamette olsa bile.

 

 

 

32 – Mutluluk cahillikte “daha çoğuna sahip olmak”tan gelirken, olgunlaştıkça “sadece varolmak”tan ve aydınlanınca “yok olmaktan” doğar. Neticede varolmanın amacı varolmayanı bulmaktır. "Şeytan tüyü var" denilen şans bolluğu, özünde serotonin bolluğundan başka bir şey değildir. Karma felsefesine göre başınıza gelenlerin yaptığınız kötülüklerin karşılığı bir cezalandırma olduğu doğrudur, fakat bu ceza aynı zamanda iç sesinizi dinlemeyi öğrenmeniz için verilen bir derstir. Aslında dünyevi ve manevi çileler çekmek çoğu insanın henüz ulaşamadığı bir ruhsal aşamayı geçmekte olduğunuzu gösterir. Moraliniz bozukken zor işler görmeye kalkmak ve herkesten kat kat daha ihtiyatlı olmanız gerektiğini unutmak bu dersleri daha acımasız hale getirir. Bu dersler acımasızlık yaparak yarattığınız karma tükenene kadar ve siz dersinizi alana kadar size acı çektirmeye devam eder. Hayatta ya kazanırsınız, ya da öğrenirsiniz özdeyişi de bunu anlatır. Yaşadığınız felaket de değeri zamanla anlaşılacak bir hayra hizmet eder. Kişisel gelişime bir cezalandırma anlayışıyla başlamanızda sakınca yok ama yolu maneviyatın cezasızlık ve koşulsuz affetme anlayışıyla bitirmeniz gerekir. Bir gün aydınlanmakla ulaşılacak şey mutluluk, coşku ya da huzur değildir, dünyevi cümlelerle tanımlanamaz. Aydınlanan kişi bir nevi ölümü şimdi yaşar, dünyevi hiçbir şeyle, kimliğiyle, düşünceleriyle, hayalleriyle, beyniyle, hatta bedeniyle ilgisi kalmaz. Bir birey olmaktan da çıkar ve sonsuzluğun bir parçasına dönüşür. Dünyevi açıdan bakarsak en zengin, çekici, yetenekli, zeki, güçlü insanlar bile sıradan insanlardan pek farklı değildir, süper güçlere sahip olup gökte uçamazlar,  acı ve yıkım tehlikesine karşı zırhları yoktur, hayal kırıklığından, hastalıklardan, üzüntüden, korkudan, öfkeden, çaresizlikten münezzeh değildirler. Dünyeviyatın en zengin insanlara tanıdığı en yüksek imkanlar bile kısıtlıdır.

 

 

 

33 - Hayatın zor yönünü görmeden güzelliklerini göremezsiniz. Negatif duygular da hayatın bir parçasıdır, onları kabullenmek zorundasınız. Gerçek mutluluğa ve aydınlığa giden tek yol bu karanlık tünelden geçer. Kolaycılığa alışmış sözde modern terapistleri dinleyip sadece iyi şeylere odaklanırsanız evet iyi hissedersiniz ama kilo ve bağımlılık sorunlarınız, ya da dipte patlamaya hazır öfke ve kaygı sorunlarınız sonsuza dek çözülmeden kalır, en mutlu anlarınızda bile ayakkabınıza girmiş bir taş gibi sizi rahatsız eder. Hayat negatif-pozitif ya da iyi-kötü kutuplar arasında bir iniş-çıkış yolculuğudur. Pozitife odaklanmalı ama negatifi kabullenmelisiniz. Bazen artık doğru olmadığını anladığınız halde eski takıntı, inanç ve düşünceler çocukluktan beri varlığınıza o kadar köklenmiştir ki, hemen kurtulamazsınız. O zaman onlara geri dönmek ya da onlarla savaşmak yerine onlarla ve getirdikleri üzüntüyle, korkuyla yalnız kalıp kabullenmeniz, derinlemesine yaşamanız ve sindirmeniz gerekir. Böylece çileniz dolar ve ıstırap etkisini kaybeder. Durumunuzun ne kadar kötü görmeyi başarırsanız hayatınızı kökten değiştirecek kriz ve devrim de o kadar kolay gelir. Her zaman mutlu olamazsınız, keder geldiğinde ona da saygı duymalısınız ki, ardından gelecek mutluluğu da rahatça kabul edebilin. O zaman çektiğiniz acının bile bir tadı olacak. Elbette sürekli seçmeniz gereken pozitif, ancak negatifi reddederseniz iyiliği kötülük, güzelliği çirkinlik, aşkı nefret, dürüstlüğü sahtekarlık, hoşgörüyü bağnazlık, barışı kavga takip eder. Pozitif düşünmeye çalışırken, korku, öfke ve üzüntüye izin vermemeye kalkışmak sadece bunların daha da artmasına neden olur. Tecrübelerle oluşan kafanızdaki düşünceler zorla değiştirilemez. Ancak başka kaynaklardan öğrenilen yapay düşünceler değiştirilebilir. Vücudunuzda hasta ve zayıf bölgeyi her an hissederek ona uygun, gerekirse uyuşuk, tembel, suskun ve somurtgan davranmanız yas sürecini tamamlayarak zamanla gerçek mutluluğu hissetmeniz için kritik önemde. Evrensel entropi yasası her şeyin ya yükseliş ya da çöküş sürecinde olması gerektiğini söylüyorsa evrendeki hiçbir şey mükemmel olamaz, çöküyorsanız bunun da tadını çıkarmayı bilmelisiniz. Pozitif düşünmek kendiniz kandırmak değildir, o dünyanın çirkinliklerine değil, kendi merkezinizdeki ilahi mutluluğa odaklanmak,  başkasına acımak yerine daha iyi durumunuza şükretmek, başkasını küçümsemek yerine kendinizle gurur duymak,  gece geç yattığınızda saat gecenin üçü olmuş mahvoldum demek yerine uyumak için koca üç saat daha var diyebilmek, rekabet yerine işbirliğini seçmek, kötü insanlara lanet okumak yerine aydınlanmalarına yardım etmek,  kötü arkadaşların aklı yerine içinizdeki tanrının rehberliğini tercih etmek, felaketleri fırsata çevirmek, bilgeliğinizin cahiller sayesinde parladığını ve bunun avantajlarından faydalandığınızı hatırlamak, yani bardağın dolu tarafını görmektir.

 

 

34 - Aktivistlikten vazgeçin, önce kendiniz için yaşayın. Toplumu kurtarmaktan vazgeçin, önce kendinizi kurtarın. Kendinizi uğruna feda etmeye kalktığınız kitle aslında hiç de sizden yana değil. Kendiniz sefil haldeyken ideolojik konularda görüş beyan edemezsiniz, savunduğunuz ideoloji daha size bile faydalı olmamış ki! Önce bencil olun, önce kendinizi iyilikle doldurun, zamanı gelince sizden taşacaktır. Ancak o zaman karşılık beklemeyen ve asla hayal kırıklığı yaşamayan bir iyiliksever olabilirsiniz. Önce kendinize alabilmelisiniz, toplum sizi kötü de olsa bir işte çalışmaya zorlar fakat berbat koşullarda köle gibi çalışmanın zekice ve onurlu bir tarafı yoktur ve toplum size iyi olanı vermiyorsa sizden daha zor durumda olana ne vereceksiniz? Size verilen tek hayat şansını geçim derdiyle harcamak zorunda kalıyorsanız zaten bu hayatta şanslı biri olduğunuz söylenemez ve sizde şans yoksa başkasına nasıl şans tanıyacaksınız? Çocuklarınıza bile sadece maddi olanak ve sevgi sağlamakla sorumlusunuz, bundan fazlası size ve onlara zarar verir. Zekasız, beceriksiz ve çirkin bir fizyolojiye sahip olmanın en temelinde daima doğumdan ergenlik çağına kadar baskı altında yetişmiş olmak vardır. Örneğin, canı istemeyen çocuğa zorla yedirmek ya da tam aksine şımarmasın diye yalvararak istediği çikolatayı almamak onun açlık-tokluk dengesi bozar ve gelecekte obez olmasına neden olur. Çocuğa istediğini vermemek yetişkinlikte açgözlü bir birey olmasına neden olur. Ona tanıdığınız şımarma hakkına doyacak olan çocuktan gelecekte özgüven dolu bir karakter yükselecektir. Anne babaların en büyük hatası ise çocuklarını “En üstün çocuk” olmaya zorlamaları, hele bunu güya teşvik etmek için onu aşağılamalarıdır, ki bu durum zorlamanın her çeşidinde olduğu gibi ters tepecek ve yetişkinlik hayatında “Sen neden en üstün ebeveyn olamadın” diyerek sizden intikam alacaktır.

 

 

 

35 – Dünya’da fark yaratmanın yollarını değil, Tanrı’nın sizde ne farklar yarattığını görmeye çalışın. En zengin olanlardan bile üstün bir yönünüz, onun bile imrendiği bir imkanınız var, bunu keşfetmeden, onları taklit ederek zengin olamazsınız. Hayatına özendikleriniz de aslında aksine sizin hayatınıza özenmektedir ve bunu anlamayan bireyler bulunduğu konumun avantajlarını göremez. Odak noktası siz olun, "Dünyaya faydalı olma" hevesinden vazgeçin, aksi halde o dünya tarafından bir meta gibi kullanılırsınız. İnsanları yaşam kavgası içinde olmak gerektiği fikrinden kurtarmak zordur, onları neyi ve nasıl elde etmiş olurlarsa olsunlar bunu hak ettiklerine ve tadını çıkarmaları gerektiğine ikna etmek zordur. Oysa beş parasız, karnını ancak doyuran ve tembellik eden insanların işe boğulmuş varlıklı insanlardan daha mutlu oldukları ve hatta kıskanıldığı yalan değil. Hayatın onları daha çok sevdiği ve çok çalışma hırsının aslında yer küreyi huzursuz ettiği de yalan değil. Bilinenin aksine işsiz, yalnız ve parasız hayatta kalabilirsiniz ama mutsuz hayatta kalamazsınız. İşe yarama, çalışma, üretme, başarma, ilerleme, isminizin duyulması, hayatın kısa olduğu için her günün değerlendirilmesi gerektiği, vaktin nakit olduğu  gibi modern hayat takıntılarını aşmadığınız sürece onun mutsuzluklarını da aşamazsınız. Bunları aştığınızda başarı da mutluluk da zaten kendi gelir. Eğer imkanınız varsa kariyerinize 5 yıl ara verip inzivaya çekilerek egonuzu yenmeye harcayacağınız mesai ömrünüzün en değerli mesai saatleri olacaktır. Yaşam amacınız dünya değil, sizsiniz! Ele almanız gereken konu dünyanın, ülkenizin, ailenizin, doğa ve hayvanların ya da işyerinizin gidişatı değil, kendi gidişatınız. Siz hele iyi hissetmeyi başarın onlara da istemeseniz bile faydanız dokunacaktır. Önemli olan hangi iş veya eş tipinin popüler olduğu değil, sizin ne istediğiniz. İstediğiniz bir şey yoksa tembellikten de korkmayın. Aslında tembellik diye bir şey yoktur, en tembel insan bile gün boyu uyuyamaz, ya tv izliyordur, ya sosyal medyadadır, ya oyun oynuyordur, ya sohbet ediyordur, ya da meditasyon halindedir ve bunların hepsi küçük de olsa hayatınızı geliştirir. Yeter ki durumu geriletecek saçmalıklara imza atmayın. Unutmayın ki istatistiklere göre dünyanın dörtte biri suçtan para kazanırken ve diğer dörtte biri de bu suçla savaşmaya tahsis edilmişken sadece zarar yaratmamanız bile bu dünya için büyük faydadır. Dünyeviyatta geliştirecek bir şey olmadığını anlamak ve bu halimle yaşayabileceğim herşeyi yaşadım, artık içe dönüş zamanı geldi demekse daha yüksek bir bilinç seviyesidir. Sevdiğiniz işle meşgul olarak yorulmakla, sevmediğiniz işte stres yaşamak tamamen farklı şeylerdir. Yoruluyorsanız devam edin, stres yaşıyorsanız bırakın. Dünyaya gelmeyi siz istemediğiniz için kimse, hatta Tanrı bile sizi yetersizlikle suçlayamaz. Bırakın herkes bildiğini yapsın, inanılanın aksine sonunda daima iyi olan kazanır çünkü doğa en doğru olanı takdir eder ve yanlış olanı eler.

 

 

36 - Kültürel farklılıkların zenginlik sayılması sadece giyim, yemek ve sanat gibi konularda geçerlidir, yoksa kültür gerekçe gösterilerek özgürlüklere dokunulamaz. Bir bireyin özgürlüğü başka bir bireyin özgürlüğünü ihlal etmediği noktaya kadar sınırsızdır. En yakınınızdaki insanlara dahi ahlaki dayatmalar yapamazsınız. Muhafazakarlık ve ahlakçılık evrensel değişime uyum sağlamak yerine ona direnmek anlamına geldiğinden yaşam sevinci, şans, başarı ve mutluluğunuz üzerinde ölümcül etkiler yapar. Muhafaza edilmesi gereken tek şey kendi iç saflığınızdır, toplum yapısı ve dünya trendleri değil. İlki için mücadele gerçek dindarlıktır, ikincisi için mücadeleyse bağnazlık. Bağnazlık, farklı olan insanların varlığına tahammül edememe, onları kendine uymaya zorlama, uymuyorsa da yok etme isteğidir. Bu kişiler bir gün gelir kendilerine de tahammül edemezler; İçgüdülerini bastırarak kendi ruhlarına ihanet ettiklerinden iç baskıları iyice dayanılmaz hale gelince bağlı oldukları değerlere de yüz çevirir ve kendi söylediklerinin tersini yaparlar. Batı’ya küfredenlerin aynı zamanda Batı’ya göç etmeye çalışmak, hatta bu uğurda göçmen teknesinde boğulmayı göze almak ikiyüzlülüğünün altında bu vardır. Tıpkı muhafazakarlık gibi bunun ters kutbu olan fanatik yenilikçilik de kendiniz ve çevreniz için sıkıntıdır. Bu tür zihinsel ideolojiler hiç kimseye mutluluk getirmez. Bir ideoloji ne kadar özgürlükçüyse o kadar üstündür ve ne kadar yasakçıysa o kadar ilkeldir. Yasakçılık daha fazla yasakçılık doğurmaktan, cezalandırma daha çok suç doğurmaktan başka işe yaramaz. Ben de farklı görüşleri ve ideolojileri kabul etmem ama bağnazların aksine daha ilkel olmalarına rağmen onlara saygı duyarım. Benzetmek gerekirse bir timsahı evinizde istemezsiniz, ona yaklaşmazsınız ama bu ondan nefret edeceğiniz ve onu yok edeceğiniz anlamına gelmez. Bu dünyanın ödüllerine doymadan öbür dünyanın ödüllerine ulaşabilecek erdemli bir yaşam kuramazsınız. Ahlak, siz meditasyon yaptıkça ve arzularınıza kavuştukça tanrısal merkezinizden hayatınıza yayılacak, yani hayatınızda kendiliğinden oluşacak bir kavramdır, yapılması zorunlu kurallar ve uyulması zorunlu yasaklar listesi değil. Heyecan duyduğunuz şeylere karşı kendinize koyduğunuz her sınırlama sizi mutluluktan biraz daha uzaklaştırır. Medeniyetin 5 temel göstergesi vardır; Yüksek asgari ücret, cinsel özgürlük, icat kültürü, spor yapma kültürü ve en önemlisi daha mutlu ve yüce bir insanlık yolunda inanç ve bu yolda ortak bir çaba. Geri kalmış toplumların bu yönde bir çabası olmadığı gibi, tam tersi fikirleri savunduğunu da görürsünüz.

 

 

 

37 - Kişi veya toplumları içinizden yargılamanızda ve buna uygun kararlar almanızda yanlış bir şey yok, yanlış ve saldırganca olan sözlü olarak eleştirmektir. Kendinizi tutmak zor biliyorum ama gerçekleri apaçık şekilde bilseniz bile sorulmadıkça yorum yapmayın. Onlar aslında suçlu değil, unutmayın ki siz de bir zamanlar öyleydiniz ve eleştiriniz sadece onların yanlışlarına daha sıkı sarılmasına neden olacak. Artık yeterince bilgeyseniz cehaleti cahillerin yöntemleriyle ezemezsiniz, sizden öğrendikleri bu mu olacak? Artık büyüklük ve merhamet göstermesi gereken taraf sizsiniz. Ya da tam aksine karşınızdaki sizden üstün konumdaysa alttan almayı bilmek zorunda olan sizsiniz. Dünya böyle böyle güzel bir yer olacak. Kişisel gelişimde öğrendiklerinizi kendi hayatınıza uygulamak, başkalarına öğretmekten daha zordur, siz önce zor olanı başarmaya bakın. Geçimsizliğin kökünde istisnasız daima insanlara ders verme, manüple etme ve haklı çıkma hevesi vardır. Sormayın, anlamayın, merak etmeyin, araştırmayın, keşfetmeyin, öğrenmeyin, öğretmeyin, yönetmeyin, emretmeyin, yardımcı olmayın, korumayın, kontrol altında tutmayın ve tepki vermeyin, korkmayın dünya siz olmadan da işler. Siz bıraktınız diye hiçbir şeyin çökeceği yok. Düzeltmeyin, onarmayın, yenilemeyin, geliştirmeyin. Siz kendinizi geliştirirseniz çevreniz kendi gelişir zaten. Cezalandırma ve şiddet kesinlikle işe yarar bir araç değildir, insanların hatasını anlamasının tek yolu onu yaptığıyla ve sonuçlarıyla yalnız bırakmaktır. Hatalar ancak onlara hoşgörü gösterdikçe ve zamanla azalır. Cezalandırmayın, suçun oluşmaması için önlem alın, insanlar bunun aksini yaparak her şeyi daha da kötüleştiriyor. Hayattan ders almak, belirli genellemeler yaparak bunlara dayanıp tedbirler almak kişisel gelişimin direğidir. Kişiler, önyargılar sayesinde kendini ve kurduğu hayatı korur, önyargınızı gidermekten sorumlu olan karşınızdaki birey ya da topluluktur, buna açık olduğunuzda önyargılı olduğunuz bireylere kendi farkını kanıtlama fırsatı sunmuş olursunuz. Kişi ancak aydınlanma safhasına geldiğinde tüm önyargı ve dersleri çöpe atmayı ve hayatın anlık değişimlerine anlık yanıtlar üretmeyi öğrenmiş olur. Aydınlanma seviyesinin yegane göstergesi zarar görme kapasitenin artışıdır. Acı eşiğiniz ve tolerasyonunuz ne kadar artar ve geçmişin tecrübeleriyle korunmaya ne kadar az ihtiyacınız kalırsa kişisel gelişimde o kadar ilerlemişsiniz demektir. Hayatta yeni bir yükseliş şansınız da o kadar artar. Aslında bu noktaya varmadıkça hayatla olan mücadele bitmez ve aydınlanma olmaz. Kabullenmeyi öğrenin, bazen acı çekmekten başka çare yoktur.

 

 

 

38 - Empati, özeleştiri, özür dileme, hatayı kabul, hatta kişilik sorunlarınız ve zayıf yanlarınız olduğunu kabul, yenilgiyi kabul, rakibi tebrik etme ve kendi zararınıza olsa bile hakkaniyet gözetme, size muhalif olunmasına izin verme, uğradığınız haksızlığı başkasına yansıtmama ve  akılsız, kararsız, dengesiz, kişiliği oturmamış, kazayla size zarar vermiş, sizi reddetmiş, kovmuş vs. gibi esasında suçlu olmayan insanlara hoşgörü göstermeye gayret etmek gibi erdemler kişisel gelişimin, şefkatin ve sevginin temelini oluşturur. Aynı şekilde sizi zamanla sevgi, şefkat, mutluluk, başarı ve şanstan uzaklaştıracak gizli kötü alışkanlıklar da vardır; Cahil, genç ya da köylüler yapıyor diye size faydalı bir şeyi yapmamak, laf ağzınızdan çıktı mı, omurgasız demesinler diye zarar etmek pahasına sözünüzden dönmemek, kimsede olmayan özel bir yönünüz olması gerektiğini, özel bir üst sınıfa ait olmanız gerektiğini ya da tamamen özel biri olmanız gerektiğini düşünmek, kanun ve kurallara uymayı zayıflık olarak görmek, yadırganmayayım diye bilmediğiniz konuda biliyormuş gibi davranmak, herkes yapıyor diye yapmak veya yapmamak, ortalama ve sıradan olmaktan utanmak, hem işler bir an önce bitsin diye acelecilik etmek, hem de boş durmayı ve yalnız kalmayı sevmemek kısır döngüsüne saplanmak, yaşı takıntı haline getirmek, tanımadıklarınızla gereksiz samimiyete girmek, sırf eziklik duygunuz ve yalnızlık korkunuz yüzünden borç vermek ve kefil olmak, ilişki sorunlarını sadece esneklik göstererek ve güleryüzle çözebileceğinizi sanmak, güzel günlerin kendiliğinden geleceğine inanarak kişisel gelişimi ertelemek, kararları yeterli düşünme payı olmadan uygulamaya sokmak, içinizden geleni değil doğru denileni yapmaya kalkmak, hoşuna gideni değil popüler olanı seçmek, delili olmayan şeylere inanmak ve savunmak, sırf üstünlük taslamak için kendinden küçük, alt sınıf, çömez, eğitimsiz insanlarla takılmak veya kendinden iyi olanların açıklarını arayıp kınamak, deneycilikle hayatı boşa geçirmek, ya hep ya hiç mantığına saplanmak, yemek, banyo, yürüyüş gibi faaliyetleri hızlı, tadını almadan, şuursuzca ve başka şeyler düşünerek yapmak, ne istediğini bilmeden harekete geçmek, sonrasında ne olacağından emin olmadan birşeylere girmek ya da birşeyleri terketmek, sınırlarını net çizmemek, anı yaşamaya değil karşılığında ne alacağınıza odaklanmak, hayatı yaşamak yerine anlamaya çalışmak, sorular ve cevaplar üretme takıntısı, kafayı gereksiz bilgiyle doldurmak veya aksine lazım olabilecek ayrıntıları not almamak, başkalarının hakkınızda ne dediğini umursamak, herkes nefret ediyor diye bir şeyden nefret etmek, kötülere ve kötülüğe sempati duymak, tatmin edemediği arzularını bastırmak için ahlakçılık yapmak ve insanları yargılamak, gerçek sebebi başka olan öfkenizi alakasız birine yansıtmak, orantısız ve aşırı sert karşılık vermek, adres veya soru sormaktan utanmak gibi hayat kalitenizi düşüren yanlış hayat taktikleri de vardır. Kişi eğitilmezse başkalarında nefret duyduğu huyların bazılarına aslından kendisinin de sahip olduğunu fark etmesi yıllar, sonra kabullenmesi yıllar ve düzeltmesi tekrar yıllar alır. Eğitilen kişiler sahip oldukları veya hayalini kurdukları güzel özellikleri başkasında görünce nefret duymadan ve kıskanmadan taktir etmeyi de öğrenirler. Kendi başaramadıklarını başarmış insanları kıskanmaktan veya eleştirmekten de vazgeçerler. Akıllı ve insaflıca olan kendinizi de o seviyeye yükseltmektir, yükselmiş olanları kıskançlık ve düşmanlıkla paçasından aşağı çekmek değil.

 

 

 

39 – Herkese karşı ılımlı ve esnek olmayın, sizde rahatsızlık yaratandan uzak durmak en güçlü koruyucudur. Daima kötümser olan kazanır. Daima en kötü olasılığı dikkate alarak ve gireceğiniz işteki en kötü yönü görerek karar verin, sonuçta bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür. Fakat yola çıktığınız andan itibaren kafanızda herşeyin yolunda gittiği güzel bir senaryo çizin, çok faydalı olacaktır. İş, eş ve dost seçerken önceden belirlediğiniz kesin kriterleriniz olsun. İlkellerin yaptığı hataya düşerek başkalarını tarzınıza uymaya zorlamayın, tarzınıza uygun ortamları ve insanları bulun. İlkeller sizden kendi yasaklarına uymalarını beklerler oysa onlar sizin özgürlüğünüzü örnek almalıdır. İçinizde tatmin, güven ve rahatlık duygusu oluşturmayan her şeyi ve herkesi reddedin. Sizden çok uzak anlayışa sahip olduğu halde yanınızda olmakta ısrar edenleri ise öğrenciliğe kabul edebilirsiniz, fakat arkadaşlığa veya ortaklığa değil. Yapışkan ve tehditkar olanlara ise yasalara uymak kaydıyla aynı tehditkarlık ve sertlikle karşılık vermekten başka yol yoktur. Sizi yargılayan insanların genelde yargılanacak çok kusuru vardır, bunları onlara göstererek iyilik yapmış olursunuz. Size yanlış yapana asla ikinci bir şans tanımayın, dünyadaki zamanınız tek kişiyle uğraşmak için az ve başka şans tanıyabileceğiniz insanların sayısı sonsuz. İnsanları ne fazla ciddiye alın ne de onlarla alay edin. Karşınızdakine yersiz, alaycı bir gülüş bile aslında ona şiddet uygulamaktır, nezaket ve saygı, buna dahi dikkat etmenizi gerektirir. Unutmayın ki insanlığın kendi türüne ve diğer canlılara yaptığı zalimlik geri dönerek bizleri hem toplumsal, hem de kişisel olarak vurmaktadır.

 

 

 

40 - Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinde önce ekmeğinizi sağlayın, mutluluk onun ardından gelecektir der. Benim felsefem ise bu pramidi tersine çevirir, önce ebeveynleriniz mutluluğunuzu sağlasın, ekmek onun ardından gelecektir, hem de çok daha fazla mutlulukla. Düzgün bir ailede doğmak, yani doğuştan şans faktörü işte bu yüzden bu kadar önemlidir ve düzgün bir insan değilseniz çocuk sahibi olmamak da. Her insan için hayattaki öncelik sıralaması aynı 10 maddeden oluşur: Ruhsal sağlığı iyileştirme ve koruma, bedensel sağlığı iyileştirme ve koruma, sosyalleşme, aşk, eğlence, spor, eğitimde başarı, kariyerde başarı, seyahat ve sanat. Bu listedeki sıra o kadar önemlidir ki önceki elde edilmeden sonraki kesinlikle kaliteli ve kalıcı olamaz. Bu sıraya uymayarak iyileşme sürecinizi abartısız onyıllarca ileri atmış olur, hatta ölene dek bulamayabilirsiniz. Baştan başlamak için asla geç değil. İç dünyanızda zafer kazanmadan dış dünyada kazanamazsınız. Madem önce bilim, o halde ilk sırada bedensel sağlık olmalıydı diye düşünebilirsiniz ama spirütüel arayışa girip kendi bedeninizi derinden dinleyip detaylı analiz etmeden sadece doktor muayenesiyle fiziksel sorunlarınızı tespit etmeniz çok zor. Psikiyatrist ya da psikoterapiste giderken sıkıntılarınızın çok ayrıntılı bir listesini yapmalısınız, siz derdinizi bilmeden doktor(veya terapist) çözümü bilemez. Doktor benim sihirli değneğim yok deyip eve göndermeye meyillidir, tedavide tam başarıya ulaşana kadar ısrarlı olmanız şart. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır derler, özellikle karşı cinste aşkı bulamamışsanız sonraki aşamalardan verim beklemeyin, sonuçta insanlar çift yaratılmıştır. Aşkın olmadığı bir ilişkiye kendinizi zorlamak ise zaten sizi bekar halinizden bile zor duruma sokar, o yüzden “çift” olmadan önce “tek” olmayı öğrenmek zorundasınız, o zaman zaten en doğru aday hayatınıza kendi gelir ve ayrılıklar sizi yaralamaz. Tek olarak oturmayı, gezmeyi, hayattan zevk almayı, merkezinde kalmayı öğrenenin iç huzuru kalıcıdır, çift olunca mutluluğu da yaşar. Tabii ki insan bu dünyeviyatı iki temel tatmin olan para ve cinsellik için yaşar ama bunları size nasip olduğu ve kalbinizi çaldığı ilk fırsatta almak yerine zihinsel hesapçılıkla ve maddi çıkar elde etmek üzere ararsanız doğanın sizden isteyeceği bedeller de ağır olur. Bu yüzden dünyanın çoğunluğu mutsuz evliliklerle, mutsuz kariyerlerle, mutsuz zenginliklerle doludur. Aşk ve eğlence hayatı mutlu olan daima daha üstün hisseder çünkü ölürken muhasebesini yapacağınız konu budur, banka hesabınız değil. Berbat bir yaşam sürmüş de olabilirsiniz, herkes güzel bir hayata sahip olamaz. Önemli olan ölüm döşeğinde ruhunuzu bulduğunuzu, onu anladığınızı ve onla barıştığınızı hissetmeniz. Yaşam her an uzatmaları oynamak sayıldığından ruhunun rehberliğinde bir saniye bile yaşamayı başaran, hayatı tam yaşamış sayılır. Sonuçta ruhumuzun dünyaya nereden ve ne amaçla geldiği ve ölünce nereye gideceği belirsizken, dünyada başarının ne olduğunu tanımlamak imkansızdır. Son olarak, eğer kitabı buraya kadar okuduysanız, daha iyi yerleşmesi için özellikle kendinizi kötü hissettiğiniz zamanlar tekrar okumanızı tavsiye ederim.

Ümit Koçluk - Greenleaves
00:00

GSM:
05367149238 (Lütfen röportaj yapmak veya kurs adresi sormak için aramayınız.)
 
E-mail: 
umizrakli@gmail.com

bottom of page